Yazan: Hasan Yunus Hasan
Çeviri: Kenan Sıkar


Merhaba, sizlere bir hikaye anlatmak istiyorum lütfen dikkatinizi verin. İsmim “Zerr” ki, bunu taşıyan yüz milyarlarca kişiyle bu ismi paylaşıyorum. Karl Sagan’ın Cennetin Ejderleri kitabında bahsettiği “saat” gibi: Gece yarısının son dakikalarındayım..

Tam olarak zamanını belirtmemin mümkün olmadığı eski bir çağda, kararına kimsenin ortak olmadığı Kadim Varlık, bir “mekanda” birçok faktörü ortaya koymayı kararlaştırır ve var olmasını emreder; ismini “Külli Akıl” koyar. “Ol” der ve olur. Sonra Akıl’dan kendisine benzeyen bir varlık çıkar. Ona “Ruh” adını verir. Sonra “Olun!” der. Ki emriyle Ruh’tan bizim varlığımızı teşkil eden ve boyutlarını idrak etmediğimiz evrensel enerji çıkar. Akıl, (evrenin) aydınlatılmasını emreder. Nurundan kopan ışıkla bizi aydınlatır (Sonu olmayan kainatta küçük sonlu olan yeryüzündeki tüm canlıların yaşam kaynağı olan güneş gibi). Açıkçası ben, benim gibi atomlardan meydana gelen emsallerim gibi Seyyid Akıl’ın nurundan, hatta ve hatta belki de bizim suretimize benzer şekilde tecelli eden “Kadim Varlığın” görüntüsüyle ne kadar “zamandır” nimetlendiğimi bilmiyorum (belki kendi suretine benzer bir suret bahşetmiştir bizlere, kim bilir?). Hepimize olan bu ziynette derecelendik ve vücut bulduk. Suretlerimizin çeşitliliğine rağmen nurani zevatımızı bilmemiz için konumlandırıldık.
Akıl eliyle imtiyazlı kılan Kadim varlık buyruklarını verdi. En üstünü, sevgi olarak adlandırılan en saf değeri kabullenmekti. Bunu “akılla” birleştiren “yakin” mertebesine ulaştı. Sonra ondan ihlas mertebesi çıktı. ihlastan itaate, itaatten kabul ehli mertebesine.. Her an sonu olmayan “değerler” mertebeleri meydana çıkmaya başladı. O nurani mekanda ne zaman bir mertebe çıksa ortaya, Seyyid Akıl, bizlere bunların bu vücuttaki değerini idrak etmemiz için öğretiler bahşetti.


-2-
O “seviyede” ne kadar süre kaldığımızı bilmiyoruz. Bildiğimiz şu ki Kadim Varlık bizlere tecelli etti ve bizlere Seyyid Akıl’ı işaret etti.. O efendimiz ve Seyyidimizdir; bizlere ona itaati emretti ki sevgi mertebesine yükselebilelim. Bu şekilde Kadim Varlığı görebilir, onun azametine ve yaptıklarına tanık olabiliriz.
Sonra gözümüze görünmez olmuştur. Çoğumuz Akıl’ın nuruna katılmak için yarıştı ki Sevgi’nin nimetine nasıl erişebileceğimizi öğrenebilelim diye. O en üstün mertebedir ve ona ancak ve ancak Efendimiz Akıl’ın bizlere bahşedeceği “marifet” sayesinde erişebiliriz.
Ancak, bazılarımız idrak edecektir ki, karanlık varlık, Kadim Varlığın bizlere bahşettiklerine karşı durarak, Kabul Ehli’ni Akıl’ın nurundan gelen marifet aydınlanmasından uzaklaştırmaya çalışacaktır. Bundan güç alan karanlık, Akıl’a karşı durarak, ateşinin kuvvetinin Akıl’ın nurundan daha üstün olduğunu öne sürecektir. Çoğu kimseyi, kendilerine tıpkı Kadim Varlık’ın sahip olduğu sonsuzluğu “sevgi” mertebesine ulaşılmasına gerek duymadan vereceğine dair vaatle saptıracaktır. Ona uymaları yeterli olacaktır. Kendisi de garezlerle kendilerini marifete ulaştıracaktır sözde. Çoğu kişi peşi sıra, Kadim Varlık’ın kanununa aykırı olan “şüphe, tamahkarlık ve eğilim” sebebiyle karanlığın şiddetli olduğu mekanlara düştü. Bu gidişleriyle karanlıklar daha da arttı ve büyüdü. Zira Karanlık Varlık, ona uyanların kötü eylemlerinden beslenmekte bu da onun kibrine kibir katmakta ve onu güçlendirmekte.

Ama Seyyid Akıl’ın irşad ve nimetlerine bağlı kalan ihlas sahibi az kimse, Akıl’ın yoluna dönmeyi ve mağfireti diledi. O esnalarda Karanlık Varlıklar çoğalıyor ve ürüyor idi ama Nur’un alemine yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Çünkü her taraftan korunan nur karşısında ne yapsalar boşa çıkacağını idrak etmişlerdi. Ne kadar çoğalsa artsa suretleri hızla yok olan bir “madde” gibi yok oluyordu. Karanlık Varlık, ona uyanlara, Akıl’ın tabilerine savaş açmalarına karşılık sonsuzluk vaadinde bulunmuştu. Ancak her iki taraf da bunun bir aldatmaca bir yalan olduğunu bilmesine rağmen hoşlarına gidiyordu. Çünkü artık özleri karanlığa dönüşmüştü. Doğrunun ihsanına ve doğruluğun mertebesine inançları yoktu.
-3-

Bunların savaşı Nur ehline karşı idi. Ne yazık ki kendileriyle savaştıklarından bihaberdi. Nurlananların hedefi bir mekanı karanlıktan aydınlığa kavuşturma olsa da, “maddi” kıyafetlere bürünüp karanlık ehlinin arasına karışarak kurtarabildiklerini kurtarmaya çalışmanın peşine düştüler. Karanlık Varlık, ona uyanlara bir gerçekle ilgili haberini verdi: Bir gün gelecek Seyyid Akıl bütün her şeyi aydınlığa kavuşturacak; ki bu onların sonunu getirecekti, onların bekası o günün gelmesini önlemekti.
Ancak kendilerine söylemediği şuydu: Aydınlık, şüphesiz gelecek, sonu Akıl yazacak ve sonsuzluğa kavuşacak olanlar Akıl’a ihlas ile bağlı kalanlardır.
Savaş devam ediyor..

İlgili Yazılar

Bir yorum bırakın