ŞİİR ÜZERİNE

Özcan ÖZGÜN

ozcanozgun@gmail.com

 

Şiir nedir? Nasıl yazılır? Niye Yazılır? Niye Okunur? Acaba filanca şair, filanca şiirini nasıl yazdı? Kuşkusuz bu sorular çok soruldu fakat tatmin edici cevaplar bulunamadı. Bu yazının amacı da bu sorulara cevap aramak değil zaten. İçinde insan olmayan fotoğrafa ben fotoğraf demem. İçinde anlam olmayan şiire ben şiir demem. Ooo şiire bak. Helal olsun. Yazmış valla. Şiire bak aldı beni diyar diyar gezdirdi, üstüne künefe yedirdi. Ya da bu da şiir mi? Ben bunu kıçımla yazarım. Bu yargıları çok duyduk. Bundan sonrada duyacağız…

Diyelim ki bir konsey bir araya gelip, yukarıdaki tüm soruları cevapladı. Şiirin kurallarını da belirledi. Şiir şöyle yazılır, böyle yazılmaz diye. Sonra yeni bir şair, yeni bir şiir dalgası gelir yapılan tüm bunları yıkmaz mı? Nazım Hikmet’ te olduğu gibi…  (Nazım Hikmet şiiriyle Türk şiiri biçimde ve özde gerçek yeniliği bulmuştur. Hemen sonrasında da edebiyatımızda egemenliğini kurmuştur.)

Kendi yargılarımızı, tabularımızı kendimiz oluşturmaz mıyız? Kendi putlarımızı kendimiz inşa eder, sonra bu putlar yıkılınca altında biz kalmaz mıyız?

Bir düşünelim nice yargı, nice putlarla dolu zihnimiz.

Putlarımızı kırdıkça özgürleşeceğiz.

Gerçek şiir her okunuşunda ruhumuzu besler. Her okunuşunda zihnimizde bir tortu bırakır. Haz duydum, keyif aldım vb. ifadeler de kullanarak bu durumu ifade ederiz. Şüphesiz sanatta “güzel”e ilişkin arayış, bilimin nicelik arayışından farklı olarak bir nitelik arayışıdır. Estetik düzlemde “güzel“e ilişkin bilgi, bilimsel yöntemler kullanılmaksızın nesnelleşir. Tabii bu okumalar popilist beğeniyle karıştırılmadan yapılmalıdır. Bir durum daha var; pozitivizmin batağına düşmek. Bu da güzel / estetik bilginin nesnelleştirilmesinde bilimsel yöntemler kullanmaktır.

Zannımca gerçek şiir coşan, çağlayan, gümbür gümbür atan kelimelerle değil; yalın ve duru bir temayla örülen kelime ve imgelerle kuruluyor.

Şiirin iç yapısı; o şiiri yazanın iç dünyasıdır. Etkilenmeler ve bu etkilenmeler büyüdükçe tepkiler, çocukluğun talepleri, kendi ile, kendi dışındaki her şeyle çatışmaları, çağrışımlar…

Şiirin ekonomisini de unutmamak lazım tabi. Kelime ve imge tasarrufu olmayan şiir sırıtır. Sırıtan şiir kabak tadı verir şüphesiz. Özenle, iyi işlenmiş bir şiir hem zihnimizi hem de ruhumuzu okşar. Okşamakla da kalmaz her ikisini de onarır. Yalın ve güçlü dizelerle şiirini kuran şair özgün şiirin damarını yakalar. Şüphesiz şair; anlatımına ve dizelerine güç katmak için kullanır imgelerini (bundan şiir imgesiz yazılamaz yargısı çıkarılmamalıdır). İmgelerini içkinliğinden, yaşantısından ve bilinçaltından süzerek yoğuran şair; tekrara düşmeden, sıfır kilometre sözcüklerle kurmalıdır imgesini. Yoksa o canım, sadece ve sadece kendisinin olan o imge heba olur. İmge şairin aidiyetidir çünkü.

İmgenin anlamı güçlendirmek, anlamayı kolaylaştırmak gibi kaygıları yoktur. Bunlar benzetme ve eğretilemenin işidir. Somutlaştırmak, anlamı güçlendirmek, anlamayı kolaylaştırmak, bir şeyi kestirmeden aktarmak amacıyla sözcüklere yeni anlamlar yükleyip değişik bir kavramı yansıtmak eğretilemeler ve benzetmelerin görevidir. İmge biriciktir, özgündür.

Şairinin kapalı olmasını tercih ettiği şiirlerinin dışında, olabildiğince yalın bir dil şiiri büyük ve gerçek kılar. Zira kolay anlaşılırlığı şiiri küçültmez. Şiirin her şeyden önce bir iletişim aracı olduğu ve anlam aktarmayı amaçladığı unutulmamalıdır.(Unutulmaması gereken diğer husus da, bazı dönemlerde şiirimizde anlamı kovmak meziyet sayılmış, dille oynanmıştır. Bunlar biçimsel farklılıktan öteye geçememiştir. Edebiyat diğer işlevlerinin yanı sıra çağına tanıklık eder. Çağının bilgisini üretirken doğal olarak çağı tarafından da şekillenir.)  Kendi mantığını, varlık gerekçesini oluşturduktan sonra şiirde olmaz diye bir şey yoktur. Ama amaç anlamsıza varmaksa diyecek çok fazla şey yok…

Şiir her türlü biçimde olabilir. Uyak kullanılabilir.(Uyak şiire bir ahenk ve müzik katar. Okuyanda bıkkınlık uyandırmadan yazılıyorsa tabi.). Klasik dize kullanılabilir. Dizeler çok uzun ve/veya çok kısa kurulabilir. Değişik esler ve duraklar kullanılabilir. Umulmadık ve şaşırtıcı olanı, yeni buluşların yanı sıra gelenekten de yararlanabilir (Geleneksel şiir, şairin şiirini de güçlendirir. Şüphesiz deneyimlerden yararlanmak insanı da şiiri de besler. Güven arttırır. Böylelikle şair geleneksel şiire de katkı sunmuş, onu zenginleştirmiş olur. Şair aka aka kendi yatağını bulur).  Serbest yazılabilir. Noktalama kullanılabilir ( Noktalama okuyanı yanıltır fikrindeyim. Yazılan dizeyi cümleye dönüştürme tehlikesi de var. Okuyanın algısını şiire değil de cümlenin kendisine yöneltir. Şiir okuru; özgürce, belirlenmeden okumalı şiiri. Şiiri algılayışı; ilgisi, istekleri, ihtiyaçları, entelektüel birikimi, deneyimleri doğrultusunda şiiri algılar, anlamlandırır ve sahip olur.). Bütün bunları yaparken şairin derdi; yenilik yaratmak olmalıdır. Sanırım her şairin de böyle bir derdi vardır( Bunu gerçekleştirebilenlerin sayısı oldukça azdır.)

Sonuç Yerine: Şiir okumak, şiir yazmak; duygusal olduğu kadar entelektüel bir etkinliktir de. Ben de kendi kendime; okuduklarımdan, duyduklarımdan beslenerek yukarıda yazmaya çalıştığım şeyleri kafamda atıp tutuyordum.  İstedim ki birileriyle paylaşayım. Sıkıcı olmamışımdır umarım…

 

 

 

GÜNAH AYİN

                                        Mahmud Derviş’e

 

I.

yılların değiştiremediği esmer tarih

şimdi sensiz

sessiz

kimsesiz

 

o duvarlar

o taşlar

çoktan yaşlandılar

 

sessizce çekilirken gece

takkesiz bir haham

duvarlara ağlar gizlice

peder mum yakar

rahip istavroz çıkarır

imam yüzünü sıvar usulca

 

erirken şamdanlarda yalpalayan mumlar

istikrarlı elleriyle lohusa bir anne

sürme çeker oğlunun gözlerine

gözü pek olsun diye

adını adın koyar

 

kudüs şehri

bütün günahlarıyla ayinine başlar

 

II.

biliyorum

umurunda değil hiç

kül ve toprak

biliyorum

güneş yine doğacak

 

barış renkli üç defne

dikilecek mezarına

biri tevrattan

biri incilden

biri kurandan

 

gamlı ninem senden çok uzaklarda

adı karışık türbelere

buhurlar yakacak

yatırlar tütsü kokacak

 

senin topraklarında

ölüme ağlayamayan çocuklar

kocaman yürekleriyle

senin taşlarınla

barışı sağlayacak

 

 Antakya / Eylül 2008

 

Özcan Özgün: Antakya’lı bir eğitimcidir.Antakya Kent Akademisi Derneği yönetim kurulu üyesidir..Mevsim Halleri adlı şiir kitabı yayınlanmıştır.Karalama ve Amanos adlı kültür—sanat- edebiyat dergilerinin yazı işleri sorumluluklarını yürüttü,Dar Sokak, Hamak adlı edebiyat dergilerinin yayın kurulu üyeliğini yaptı.

Şiir ve Yazıları; Gerçek Sanat, Takıntı, Güney, Kardelen, Öğretmen Dünyası, Karalama, Delirium, Taflan, Dar Sokak, Amanos Yazıları, Hamak, Koridor, Har dergilerinde yayınlandı.

 

Benzer Gönderiler

bir yorum bırakın