MYTHOS ve NOEL

 

Mitoslar bizim yaşantımızı derinden etkilemiştir. Hala pagan döneminden gelen bir takım geleneklerin, efsanelerin etkisi altında kalabiliyoruz. Bunun etkisinden bir türlü kurtulamıyoruz. Yaşantımızı, davranışlarımızı etkiliyor.

Hesiodos’un “İşler ve Günler”adlı eserinde Prometheus’un yaşadığı Altın Çağda, yaşam şöyle tarif edilir: “Bu dönemde insanlar, dertlerin, hastalıkların yaşlanmanın var olmadığı, beslenmek için her şeyin var olduğu doğada çalışmadan cennette yaşar gibi yaşamlarını sürdürüyorlardı. Altın çağ dediğimiz bu çağda insanlar mutlu ve doğayla barışık bir şekilde yaşarlar.” Altın çağdaki bu huzurlu yaşantı Prometheus’un insana karşı yapılan bir adeletsizliği gidermek için Tanrısal ateşi yani Bilgiyi yaratan tanrısal gücü insana armağan etmesiyle bozulur. Zeus kendisini kandıran Premetheus’a kızar ve hilesine ortak olan insanları da Altın Çağına son vererek cezalandırır.

İlkel insanın yaşamı, doğal çevresindeki   bilinmeyen tehlikelerin  tehdidi altında geçmiştir. Doğa karşısında güçsüz olan insan yaşamını sürdürebilmek için doğa ile mücadele etmek zorundadır. Kendini koruyabilmek, yiyecekleri stok edebilmek için çeşitli teknik araçlar geliştirmek zorunda kalmıştır. Bu teknik araçları avlanmak, toprağı kazmak, kendini korumak için geliştirmiştir.

Ayrıca doğada ve kendisinde olup biten olayların nedenlerini algılayamama, açıklayamama, anlayamama korkusunu yaşamıştır. Örneğin ölüm korkusu.  Doğada olup biten doğaüstü olayları açıklayamadığımız  zaman bizde bir korku oluşmaya başlar. O zaman doğada olup biteni doğaüstü olaylarla, tanrısal güçlerle açıklamaya çalışırız.  Toplu olarak yaşamak ölüm korkusunu biraz hafifletmiştir. Bu birliktelik, büyüsel törenlerle ve dinsel çabalarla güçlendirilir.

Zamanla insan kendisi de bu sorular üzerinde düşünmeye başlar. Din ve geleneğin verdiği yanıtlarla yetinmez. Doğada olup biten olayları,  kendi aklı kendi görgüleri ile sorunları çözmeye başlar. Bu durumda insanın kendi buluşları ile dinin, geleneğin çözümleri arasında çatışmalar başlar.

İnsan kendi iradesi ile bir şeyler yapmaya başlıyor. Yani düşünmeye başlıyor. Düşünebilmek, sorgulayabilmek, farklı bakabilmek ve bu farklı düşünceleri ifade edip arkasında durabilmek güç ve cesaret ister. Çünkü alışılmış düzene, bilinene ve sınırların dışına  çıkmak ya da ona yeni bir görüş getirmek yaşantımızı tehlikeye sokmak anlamına gelir. (Sokrates, Galile örneği).  Farklı düşünen, farklı görünen ya da farklı davranan bireyler çoğunlukla dışlanma,  eleştirilme yani bir anlamda cezalandırılma riskini de göze alırlar.

Bilimsel anlamda doğadaki var oluş doğal yasalarca belirlenir.

Pagan döneminden kalan efsanelerin  dünyasında; eylemlerin, güçlerin, tutkularımızın, sevgi ve nefretimizin, korku ya da umutlarımızın, çatışan kuvvetlerin dramatik dünyasını görürüz. Her doğa olayında bu güçlerin çatışması vardır.  Nesneler iyi ya da kötü,  dost ya da düşman, itici ya da korku verici olarak görülür. İnsanların, hayvan ve ağaçların, fırtınaların, depremlerin nasıl olduğunu o öyküler bize anlatır.

NOEL

Günümüzde büyük bir çoşku içinde kutlanan Noel de pagan döneminden kalma geleneklerimizdendir.

Noel kelimesi Latince doğuş anlamına gelen “ natalis” kelimesinden türemiştir. Calya dilindeki “noio” (yeni manasına gelir) Grekçe’den Helios’un (Güneş manasına gelir) birleşmesiyle oluşur ve Yeni Güneş anlamını taşır. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir.

Başka bir görüşe göre Noel kelimesi kuzey ülkelerinden gelmedir. Kuzey kutbunda karanlık günlerin yerini giderek aydınlık günlere bırakalacağının müjdecisi olarak kabul edilen aralık ayında  törenler yapılırmış. Zamanla kuzey Avrupa ülkelerinin “karanlığın bitişi günü” kabul edilen 22 Aralık zamanla,  İsa’nın doğum günü olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Sümerolog İlmiye Çığ’a göre ise Noel Türk âdetidir. “Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı Sümerler ‘de de var. Bir ucunda Gök Tanrısı duruyor. Bu tanrı, gün ile geceyi tanzim ediyor. Gün ve gece sürekli münakaşa halinde. 22 Aralıkta gün geceyi yeniyor.” Yeniden doğuş bayramı” olarak kutlanıyor.

Yılbaşı kutlaması bir Noel kutlamasıdır. Christmas (İsa’nın doğumu)olarak da ifade edilir. Bu kelimedeki Christ Yunanca’da yağ anlamında olup türevi de christos “yağlanmış demektir” Greko-Roma Pagan kültüründe yağlanan heykellere “yağla kutsanmış” anlamında Christos denmiştir. Zamanla İsa için kullanılmıştır. Mas kelimesi de Farsça kökenli Mazda kelimesinden türeyen Mizd kelimesi ise Latince  Missa kelimesinden doğmuştur. Mazda(Tanrı)  Mizd ise Tanrı adına yenilen akşam yemeği anlamına gelir.

 

SATURNUS

İtalya’nın en eski tanrılardan biri Saturnus’dur. Halka tarım ve bağcılığı öğretmiş, bolluk ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlamış. Saturnus adına Roma’da “Saturnalles” denilen eğlenceler yapılır, aralık   ayı ve yılsonuna rastlayan bu şenliklerde halk hiç bir sınır ve ölçü tanımazdı. Sınıflar birbirine karışır, köleler efendilerine emreder, soylular da onlara hizmet ederlermiş.

Saturnali festifali ilk kez M.S. 353-354 yılında Papa  Liberius tarafından, İsa Peygamber’in doğumuna rastlayan 24-25 Aralık  günlerine dönüştürmüştür.

 

YULE

Pagan inancına göre Yule  kuzey halklarından miras kalan kış  gündönümünü belirtir. O zamanın  kuzey halkı kötü ruhlara inanırdı. Kötü ruhlar da en çok karanlıkta yani uzun ve soğuk kış gecelerinde korku salar. Kış gündönümü senenin en uzun, karanlık gecesidir. Bu bayram Güneş Tanrısı’nın dönüşü olarak kutlanırdı. Bu da 24-25 Aralık günlerine rastgeliyordu.

Mısır’lılarda da Gündönümü bayramlarında ışığın arttığına, Nil sularının büyüsel bir tedavi gücüne sahip olduğu sanılırdı. Bu günün mucizelerle dolu olduğuna, akarsuların su yerine şarap olarak aktığına inanılırdı.

Doğu hristiyanlarda Noel yerine , Işık Bayramı olarak kutlanırdı. Bu bayram da kışın gündönümüne rastlardı. Grekler, ocak ayının 5’ini 6 sına bağlayan gecede Korion Tapınağı’na ellerinde meşaleler bulunan büyük bir ayin alayı tarafından Aion dedikleri Zamanın Doğuşunu şarkı söyleyerek kutluyorlardı. İlk önceleri Aion şeklinde bilinen bu bayram,sonraları doğum anlamına gelen Genethlia, daha sonra “Tanrının yeryüzünde görünüşü” anlamında Epiphania olarak anılmıştır.

 

NOEL BABA

Noel Baba efsaneye göre kuzey kutbunda eşi ile beraber yaşar. Elfleri ile birlikte çocuklar için oyuncaklar yapar. Çocuklar kendisine mektupla Noel için hangi hediyeyi istediği bildirilirdi. Noel baba da ren geyiklerinin çektiği kızağa hediyeler, doldurur, evlerin bacalarından girerek hediyeleri bırakırdı. Başka bir efsanye göre Aya Nikola ya da Santa Clause’dur. Aya Nikola, Antalya’nın Patara ilçesinde 1700 yıl önce doğar. Hz. İsa’nın doğumunu renklendirmek ve özellikle  çocuklara sevdirmek maksadıyla, kıpkımızı şipşirin elbiseler giyer, hediyeler dağıtırmış.

NOEL AĞACI 

Noel gecesi çam ağacı süsleme geleneği ilk defa 1605 senesinde Almanya’da başladı.

Noel ağacı, pagan döneminin  bir geleneği idi.  Bununla ilgili çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre, yaprak dökmeyen ağaçları ve çelenkleri  ölümsüz yaşamın simgesi olarak eski Mısırlılar’ın, Çinliler’in ve Yahudiler’in  geleneklerinden kaldığı söylenir.

Bir başka efsaneye göre ise İskandinavya tanrılarından Odin, dünyayı yarattıktan sonra kendisini bir çam ağacına astığı için Noel’de çam ağaçları süslenmeye başlanmıştır. Çünkü çam ağaçları ölümsüzlüğü temsil eder.

İşte Noel gecesinde çam ağaçlarına çeşitli süsler asılarak yapılan kutlama, Hristiyanlığa bu pagan geleneklerinden geçmiştir.

 

KAYNAKÇA


Felsefe Tarihi-Macit Gökberk

Felsefe Logosu-Ekoloji Felsefesi  ve Etiği

Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü

Edith Hamilton-Mitologya

Walther Kranz-Antik Felsefe

George Thomson-Aiskhylos ve Atina

Benzer Gönderiler

bir yorum bırakın