ZEKA, FARKINDALIK VE ŞUUR ÜZERİNE

Önceki yazımda öğrenme mekanizmaları üzerine yazmıştım fakat bu sayıda ise deneyim beceri ve zeka gibi kavramlarını irdelemeye çalışacağım. Önceki sayıdan hatırlayacağınız gibi uzun dönemli hafızadan bahsederken sinir hücreleri arasında bir köprü ve yeni bağlantılar ve yeni haberci proteinler olduğundan bahsetmiştik. Yanan bir sobaya elini uzatan çocuk ısıyı fark eder, ne olduğunu anlayamaz dokunur ve ısı acıma hissi yaratır. Nitekim çocuk elini çeker. Tekrar dokunur, tekrar yanar ve tekrar elini çeker. Birkaç yanmanın sonunda artık ısı ve soba algıları yanmayı hatırlatacağı için dokunmama refleksi deneyimlenmiş olur.  Bu öğrenmenin en kalıcı yoludur. İnsanlar deneyimleyerek yaşadıkları olguları daha uzun süreli hafızalarında taşımaktadırlar. Oysaki kodlayarak öğrenilen fizik, biyoloji, felsefe gibi teori ağırlıklı bilgiler orta zamanlı hafızaya taşınır. Bu günlük yaşantımızda da böyle değil midir? Örneğin politik konuşmaları çok seven toplumumuz eski tüfek , eski toprak kavramlarını kendileri yaratmamış mıdır? Aralarındaki farkın aslında deneyimleyerek ve kodlayarak öğrenme metodlarından kaynaklandığını düşünüyorum.  Bir nesil, tarlalarda fabrikalarda ve sokaklarda öğrenmiştir hayata karşı nasıl duracağını, diğeri ise kitaplarda sözlüklerde ve kılavuzlardan edinmiştir hayat tecrübelerini. Birisi uzun dönemli hafızaya attığı ve ancak yeni deneyimlerle değiştirdiği  için hayatını yıllarca eski tüfek eski toprak olarak kalır diğeri sürekli hafızayı yenilediği içindir yıllar içerisinde çetin olandan daha ılımlı olmaya başlayan dünyasını.

Modern eğitim teorileri ise bu yüzden öğrenici merkezli ve deneyimleyerek öğrenen aktif öğrenme metodunu teşvik etmektedir. Bizim ülkemizde alışkanlık olan kodlayarak öğrenme kaidesini yıkmak zor olduğu için bireysel düzeyde yaratıcılık maalesef maksimum kapasite ile kullanılamamaktadır. Geleneksel anlamda kendini geliştirmeye uğraş veren birey her ne kadar kitap okusa da her ne kadar araştırma yapsa da kazanımlarını hayatına entegre edemediği için sürekli hafıza tazelemek ve sürekli ezberleri ile karmaşık düşünmek ızdırabına düşmektedir.

Çünkü anlamlandırarak, kodlayarak ya da ezber yaparak edindikleri bellekte kayıtlı bir yığın olarak kalır. Çünkü bilgi kullanılmamaktadır. Bundan kasıt öğrenme öğretme veya münazaralarda ıspat olarak kullanmak için değil kullanmak içindir bilgi. Suyun 100 derece celciusta kaynıyor olması çay demlemedikçe ya da duş almak için su ısıtmadıkça beyinde öylece yer eder kanaatimce. Bu bilgisayarlarda da böyle değil midir? Öylesine dinlemek için kayıtlı tuttuğumuz müzik silinir, kopyalanır hatta temel hatları ile oynanır hale gelebilir. Fakat uygun program kullanıp müziği dinlemek için tuşa bastığımızda aynı zamanda bu şarkı bellekten silinememektedir. Beynin çalışma prensibi aynen buna benzemektedir. Fakat beynin bu işlemleri yürütebilmesi için kendisini gerektiğinde uyutacak, gerektiğinde yatağından kaldıracak hatta onu işe yollayacak karmaşık bir sisteme gereksinim vardır.  İnsan beyni içerdiği bu karmaşık yapı ile bir bilgisayardan ayrılır.

Gelelim bu karmaşık süreçlerin başrol oyuncusu birime: omirilik soğanının hemen üzerinde bir denetleme kulesi vardırki buna retikuler aktivatör sistem denir. Bu sistem beyni sürekli uyarıcı bir etki halindedir. Ve vücut fonksiyonlarını kontrol eden bütün sistemlerle ilgili uyanıklık ve farkındalık durumu yaratan bir aktivist gibi çalışır. Uyku halinde bu sistem dinlenme durumuna girer. Uyanıklık halinde ise farkında edici aktivist göreve devam eder. Bu anlamda iyi bir uyku bu aktivasyon sisteminin sağlıklı çalışması için çok önemlidir.

Farkındalık nedir? Bir olay karşısında bilgili, bilinçli olmuş olmak durumumudur? Tabiî ki de hayır. Farkındalık tepki vermeye hazır anlamış ve uyanık olma durumudur. Ve bu koşulda çevre uyaranlardan bize algımızın seçip yolladığı uyarılara karşı şuurlu olmak tetikte beklemek durumudur farkındalık…

Hayata ve güncel olaylara karşı edinilmiş deneyimler her ne kadar kortekste kayıtlı ise de beynin bu doğrultuda aldığı uyarılara vereceği cevap ise spontan olabilir. Bir uyarıya karşı sağlıklı ve zamanında tepki vermenin en sağlıklı yolu farkında olmaktır.

Peki zeka nedir? Çok bilmek midir zeki olmak? Çabuk öğrenebilmek midir?

Hepimizin başından geçmiştir sosyal bir olayı tartışırken tarihte yaşanmış örneklerini anlatan kişinin ne kadar akıllı ne kadar zeki  olduğu düşünülür halbuki gerçek öğle değildir. Zeka olayları kodlamaktan ziyade olaylar arasında bağlantı kurma yeteneği olarak tanımlanır. Büyük bilge Hz. Ali’nin de dediği gibi: ‘’Fikirlerin çatışmasından hakikat çıkar.’’  Birbirinden bağımsız fikirleri çatıştırıp hakikate ulaşabilen kişidir zeki olan kişi. Bu durumda uzun uzadıya okuduğu anladığı olayı nakşeden kişi sadece iyi bir hafızaya sahiptir. Evrende birbirinden bağımsız ve birbiriyle ilişkisi olmayan o kadar çok bilgi olay ve çatışma mevcut gibi görünür ki bellek bunları bağdaştıramayacak diye umutsuzluğa kapılmak işten bile değildir. Fakat her yeni bilgi her yeni deneyim farkında olmaya bir adım zorlar insanı. Ve farkında olarak yaşayarak öğrendiğimiz her uyumsuz görünen bilgi bir ritm çerçevesindedir. Ritmi fark etmek ise zekaya işarettir.’’ Anladım ‘’ demektir bir anlamda.

Yazımı son zamanlarda yanıbaşımız da yanan alevi yorumlarken çok bildiğine inanan ya da çok bildiğini zannettiğimiz fakat bir türlü anlamayan, büyük resmi göremeyen, olacakların farkına varamayan ve bundan utanmadan anlamadığını anlatmaya çalışan ekran yüzlerine sitem ederek son veriyorum. Allah akıl fikir versin…

Benzer Gönderiler

bir yorum bırakın