Wahib al-Ghanem, a journey among people (İnsanlar arasında bir yolculuk)

Nachwan and Aghiad Ghanem ( Nachwan ve Aghiad Ghanem )
Çeviri: Inci McGreal

Wahib al-Ghanem is a forgotten figure in Syria’s political history. This oversight is probably due to the atypical nature of his path. First, Wahib al-Ghanem was an immigrant in his own country: originally from Antakya where he grew up, it took a lot of perseverance for him to be accepted into the Syrian society and political life. Second, in 1940s Syria, where politics was an elite affair, he intended to give politics back to the people, to the rural population and to the minorities, so little heard. Finally, in these decades marked by repeated coups d’etat, and while the struggle for power was prevailing over the debate of ideas, he remained attached to his convictions.

Wahib al-Ghanem, Suriye’nin siyasi tarihinde unutulmuş bir figürdür. Bu gözlem muhtemelen yolunun atipik doğasından kaynaklanmaktadır. Birincisi, Wahib el-Ghanem, kendi ülkesinde bir göçmendi: Aslen büyüdüğü Antakya’dan, Suriye toplumu ve siyasi hayatına kabul edilmesi çok büyük bir azim gerektirdi. İkincisi, 1940’larda siyasetin seçkin tabakanın bir uğraşısı durumunu değiştirerek, Suriye’de siyaseti, halka, kırsal nüfusa ve azınlıklara vermek istiyordu. Bu az duyulmus bir şeydi. Nihayet, tekrarlanan darbelerle geçen on yıllar sonrası, fikir tartışmaları üzerinden iktidar mücadeleleri devam ederken, kendisi inancına bağlı kalmaya devam etti.

Wahib al-Ghanem saw in politics not a career, but a necessity. That of improving the situation of the underprivileged classes of Syria, that, also, of guaranteeing the dignity of the Arab people and their place in the world, through the ideas of Arab nationalism. Zaki al-Arsuzi, Akram Hawrani, Adib Shishakli… but also the villagers of the Alawite mountain of Latakia, they are all protagonists in this political narrative, which is a story of hope, of struggle, and disappointments, the story of the meeting between Wahib al-Ghanem and the Syrian people.

Wahib el-Ghanem siyaseti bir kariyer değil, zorunluluk olarak gördü. Suriye’deki yoksul sınıfların durumunu iyileştirme, ayrıca Arap halkının saygınlığını ve dünyadaki yerini, Arap milliyetçiliği vasıtasıyla güvence altına alma hedefindeydi. Zaki el-Arsuzi, Akram Hawrani, Adib Shishakli ile birlikte … ama aynı zamanda Lazkiye’nin Alevi dağ köylüleri, hepsi umut, mücadele ve hayal kırıklıklarının hikayesi olan bu politik anlatımda, Wahib al-Ghanem ve Suriye halkı arasındaki buluşmada bir kahramandır.

An Arab Awakening

Bir Arap Uyanışı

Wahib al-Ghanem was born in 1919 in Antakya. His mother passes away early in his childhood and his father, Salih al-Ghanem, is the imam of the Affan Mosque, and director of the Arab Affan School. Wahib has four brothers, Yusif, Muhammad, Masoud and Adib, and a sister, Wajiha. As a child, Wahib is highly influenced by his older brother Yusif. In the 1920s, Yusif was a soldier in the French troops, but soon, he realised the need for an Arab awakening against the French occupier. He then deserted he army, and joined the ranks of the revolt of Sultan al-Atrash in 1925. As the revolt fails, Yusif, who is wanted by the French army, flees to Egypt. After three years, and since no one seems to be looking for him anymore him, his father, Sheikh Salih, demands that he comes back: he needs his help, to provide lessons at school. In 1928, Yusif returns to Antakya, and a week later, agents of the French army are at their house: they had been informed by some neighbors in the area. Yusif is then first sentenced to death, and ultimately to life imprisonment. For Wahib, it is a terrible injustice, which opens his eyes to the situation of the Arab people.

Wahib al-Ghanem 1919’da Antakya’da doğdu. Annesi çocukluğunun başlarında vefat etti. Babası Salih el-Ghanem, Affan Camii’nin imamı ve Arap Affan Okulu müdürüdür. Wahib’in dört erkek kardeşi, Yusif, Muhammed, Masoud, Adib ve tek kız kardeşi Wajiha vardir. Çocukken, Wahib, ağabeyi Yusif’ten oldukça etkilenir. 1920’lerde Yusif, Fransız birliklerinde bir askerdir, ancak kısa süre sonra, Fransız işgalcisine karşı bir Arap uyanışı gerektiğinin farkına varır. Daha sonra orduyu terk eder ve 1925’te Sultan El-Atrash isyanının saflarına katılır. İsyan başarısız olduğunda Fransız ordusu tarafından aranan Yusif, Mısır’a kaçar. Üç yıl sonra ve artık kimse onu aramıyor gibi göründüğü için, babası Şeyh Salih geri gelmesini talep eder: okulda dersler için yardımına ihtiyacı vardır. 1928’de Yusif Antakya’ya geri döner ve bir hafta sonra Fransız ordusunun ajanları ve askerleri muhbirlerin tavrıyla kapıya belirirler: Yusif, bölgedeki  bazı kişiler tarafından ihbar edilmiştir. Yusif daha sonra ilk olarak ölüm cezasına ve nihayetinde ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Wahib için bu, gözlerini Arap halkının durumuna açan korkunç bir adaletsizlik olarak belirir.

In 1931, Yusif is sent back home: he is about to die. Returning from prison, he founds the Arab Avant-Garde newspaper (al-tali’a al-‘arabiyya), and succumbs to his illness a few months later, leaving the Arab cause to Wahib as an inheritance. Around the same time, Wahib al-Ghanem encounters another key figure: Zaki al-Arsuzi. Returning from the Sorbonne where he studied, Arsuzi is then teaching French at school in Antakya. Wahib is following his lessons with interest, and fully adheres to his political ideas. When Zaki founds the League of National Action (usbat al-‘amal al-qawmi)to face the rise of Turkish nationalism, and in opposition to the French mandate, Wahib naturally follows him. However, he does not align with the league, and instead becomes the secretary-general of the Arab Student Committee (Lijnat al-tulab al-arabiyya).

1931’de, Yusif eve geri gönderilir: ölmek üzeredir. Hapishaneden dönerek, Arap Avant-Garde gazetesini (al-tali’a al-‘arabiyya) keşfeder ve çıkışını destekler birkaç ay sonra hastalığına yenilerek vefat eder, Arap davasını Wahib’e miras olarak bırakır. Aynı dönemde, Wahib el-Ghanem başka bir önemli şahsiyetle karşılaşır: Zaki el-Arsuzi. Okuduğu Sorbonne’dan dönen Arsuzi, Antakya’da bir okulda Fransızca dersleri vermektedir. Wahib derslerini ilgiyle takip eder ve politik fikirlerine tamamen bağlanır. Zaki, yükselen Türk milliyetçiliğiyle yüzleşmek için, ve Fransız mandasına  muhalif olarak Ulusal Eylem Birliği’ni (usbat al-‘amal al-qawmi) kurduğunda Wahib doğal olarak onu takip eder. Bununla birlikte Wahib, Arap Öğrenci Komitesi’nin genel sekreteri olur (Lijnat al-tulab el-arabiyya).

A few years later, the conflict intensifies as France and Turkey agree on the future of the Sancak of Iskenderun. For Wahib and his friends, the Sancak belongs to the Arabs, and they will not give it up: a huge battle of stones begins, against the French and the Turkish militants. At that time, the Turkish authorities are encouraging the Turks to settle in the Sancak, so as to weight in the upcoming referendum for self-determination. When the latter takes place in 1936, Wahib strongly contests the results. His presence in Antakya is now problematic. Threatened from all sides, Wahib, with the consent of his father, flees the region to take refuge in Syria, just months after his Professor Zaki al-Arsuzi.

Birkaç yıl sonra, Fransa ve Türkiye İskenderun Sancak’ın geleceği konusunda anlaşmaya varınca çatışma yoğunlaşır. Wahib ve arkadaşları için Sancak, Araplara aittir anlayışı vardı ve bunun için pes etmeyeceklerdir: Fransızlara ve Türk militanlara karşı devasa bir taş savaşı başlatırlar. O zamanlar Türk makamları, yaklaşmakta olan referandumda kendi kararlarını aldırmak için Türkleri Sancak’a yerleşmeye teşvik etmekte idi. Bu ikincisi, 1936’da gerçekleştiğinde, Wahib sonuçlara şiddetle itiraz eder. Antakya’daki varlığı gittikçe sorunlu olmaya başlamıştır. Her yönden tehdit altında bulunan Wahib, babasının da rızasıyla, Suriye’ye sığınmak üzere bölgeden kaçar, Profesör Zaki el-Arsuzi’den sadece birkaç ay sonra.

Education as a political engagement

Siyasi bir faaliyet olarak eğitim

While the annexation of the Sancak to Turkey is on its way, other parents, worried about the fate of their children, wish to send them to Syria as well. Wahib, who is 17 at that time, is the oldest of a group of 117 students, 100 boys and 17 girls, leaving the country. Syria is a hostile land to these young people: they are rejected from several cities before finally finding refuge in the city of Hama, to which Wahib will always remain grateful. They are welcome to go to school, and they share their time between poetry, music and political debates. Upset with the growing influence of Wahib and his friends, the authorities decide to separate them: they are sent to different schools between Aleppo and Damascus. In Damascus, Wahib is granted a scholarship to begin his medical studies. With that money, he rents a very small apartment, in which he lives with Zaki al-Arsuzi, Suleyman al-Issa, Sidqi Ismail, his brothers Massoud and Adib, and others… In this tiny two-bedroom apartment, one of the rooms is given to Professor Arsuzi, while the other is used as a dormitory for all the others. In Damascus, their political activities continue, and Wahib and his friends spend a lot of time in police stations, answering the questions of the French agents.

Sancak’ın Türkiye’ye eklenmesi yolunda sureç  ilerlerken, çocuklarının geleceği konusunda endişelenen diğer ebeveynler onları da Suriye’ye yollamak ister. O zaman 17 yaşında olan Wahib, ülkeyi terk eden 100 erkek ve 17 kız çocuktan oluşan 117 öğrenci gurubun en yaşlısıdır. Suriye’de de, bu genç insanların durumu hiç kolay değildi. Nitekim onlara düşmanca davranan makam sahipleri çoktu.  Gittikleri birkaç şehirde reddedilirler, ta ki Hama kentinde sığınacak bir yer bulana kadar, ki, Wahib buna her zaman minnettar kalacaktır. Nihayetinde, burada okula gidebilme imkanı bulurlar ve zamanlarını şiir, müzik ve politik tartışmalar arasında geçirirler. Wahib ve arkadaşlarının artan nüfuzundan rahatsızlanan yetkililer, onları ayırmaya karar verir: Halep ve Şam arasındaki farklı okullara gönderilirler. Şam’da Wahib’e tıp eğitimine başlaması için burs verilir. Bu parayla Zaki el-Arsuzi, Süleyman el-Issa, Sidqi İsmail, kardeşleri Massoud ve Adib ve diğerleriyle birlikte yaşadığı çok küçük bir daire kiralar … Bu iki yatak odalı ufacık apartman dairesinde odalardan biri Profesör Arsuzi’ye verilirken, diğeri diğerleri için yatakhane olarak kullanılır. Şam’daki siyasi faaliyetleri devam eder ve Wahib’le arkadaşlarının zamanının önemli bir kısmı ne yazık ki buralarda da karakollarda Fransız ajanların sorularını yanıtlamak ve koğuşturmaya maruz kalmakla geçer.

In his second year at University, and while money is running out, Wahib asks to be assigned to a position as a teacher in Iraq. His request is approved, and he arrives in the desert, South of the country, in a very small, abandoned school where the director is the only employee, and students no longer attend. By dint of perseverance, Wahib manages to convince the children to come back to school, and in the evening, he gives free lessons to their parents. After a while, four grades have opened. One day, Wahib’s brother Adib calls him from Baghdad: “I submitted your resignation, and it was accepted”. According to Adib, Wahib’s place is in Damascus, where he must continue his medical studies.

Üniversitedeki ikinci yılında para tükenirken, Wahib Irak’ta bir öğretmenlik görevine atamasını ister. İsteği onaylanır ve ülkenin güneyinde çölde, yöneticisi, tek çalışan olduğu ve öğrencilerin artık katılmadığı çok küçük, terk edilmiş bir okula gönderilir. Azim gücü sayesinde, Wahib çocukları okula geri dönmeye ikna etmeyi başarır ve akşamları da ebeveynlerine ücretsiz dersler verir. Bir süre sonra dört sınıf açılır. Bir gün, Wahib’in erkek kardeşi Adib ona Bağdat’tan ulaşır: “İstifa dilekçeni verdim ve kabul edildi”. Adib’e göre, Wahib’in yeri Şam’da, tıbbi eğitimine devam etmesi gereken yerdir.

When Wahib returns to Damascus, his real political fight begins. Zaki al-Arsuzi and he agree on the ideas and the name of a new party: the Baath party is created in 1940. The slogan is: an Arab nation, an Arab leader, and the Arab citizen is the master of his destiny. Wahib al-Ghanem is President-Organizer, Suleyman al-Issa is editor of the newspaper.

Wahib Şam’a döndüğünde asıl siyasi savaşı başlar. Zaki el-Arsuzi ile yeni bir parti adı ve yeni parti taslağı konusunda  anlaşırlar: Nitekim, Baas Partisi 1940’ta kurulur. Slogan: “Tek Arap milleti, tek Arap liderliği (tek ülke gerçeği) ve Arap halkının kendi kaderinin efendisi” olduğudur.  Partinin gazetesinde,Wahib al-Ghanem Başkan-Organizatör, Süleyman el-Issa editor olur.

Latakia and the Baath Party

Lazkiye ve Baas Partisi

1943 is a key date in Wahib’s political path: it is the year of his first trip to the Alawite mountain, near Latakia. Faced with the social misery of the population, Wahib initiates a trip by foot, village by village, throughout the whole mountain. He knocks on every door to offer free medical care, and to convince the villagers to send their children to school. His name begins to spread, and so does his message to the Alawites: “no one is better than you, free yourself from your complexes. “

1943, Wahib’in siyasi rotasında kilit bir tarihtir: Lazkiye yakınlarındaki Alevi dağına ilk seyahat yılıdır. Nüfusun önemli bir bölümünün toplumsal olarak sefalet içinde olduğunu gören  Wahib, dağın tamamı boyunca  köy köy yayan gezdiği bir yolculuk başlatır. Ücretsiz tıbbi bakım sağlamak ve köylüleri, çocuklarını okula göndermeye ikna etmek için her kapıyı çalar. Adı ile birlikte mesajı da yayılmaya başlar: “kimse senden daha üstün değildir, kendini komplekslerinden kurtar”.

Wahib al-Ghanem understands that Latakia, this poor and neglected region, is where his political destiny lies. At the end of his studies, he returns to live there permanently. Yet, the task of opening a medical office turns out to be very difficult: the traditional elite, the landowners and the sheikhs, fiercely oppose his presence. Eventually, an elderly woman of the city decides to help: she offers him a room in her house, where he can settle his medical office, and the headquarter of his party. During the day, he looks after the patients, in the evening, he undertakes his political activities, and late at night, he gives free classes to students. Sunnis, Alawites… everyone then goes there, and the reputation of Wahib al-Ghanem grows in importance, just like the opposition of his enemies, the Patriotic Front, the People’s Party, and some sheikhs, who threaten and intimidate him.

Wahib al-Ghanem anlar ki, siyasi kaderi Lazkiye’de, bu fakir ve ihmal edilen bölgede yatmaktadır. Çalışmalarının sonunda, orada kalıcı olarak yaşamaya başlar.  Yine de, bir sağlık kurumu açma görevi çok zor görünmekte idi: geleneksel seçkinler, toprak sahipleri ve şeyhler, onun varlığına şiddetle karşı çıkarlar. Sonunda, kentten yaşlı bir kadın yardım etmeye karar verir: ona evinde sağlık ocağını ve partisinin merkezini kurabileceği bir oda verir. Gün boyunca hastalara bakar, akşamları politik aktiviteler üstlenir ve gece geç saatlerde öğrencilere ücretsiz dersler verir. Sünniler, Aleviler… herkes oraya gider ve Wahib al-Ghanem’in itibarı önem kazandıkça, düşmanlarının muhalefeti de artar, Yurtsever Cephesi, Halk Partisi ve onu korkutmak için tehdit eden bazı şeyhler devreye girer.

In 1946, his friends Sedqi Ismail and Ali Muhsin Zeyfa, both from Antakya, visit him in Latakia. They want to convince him to make an alliance with Michel Aflaq, who founded the Arab Renaissance party (al-Ihya ‘al-arabi) in 1940. Wahib does not trust Aflaq’s movement. He sees it as an elitist group, while his movement has popular roots. However, if Michel Aflaq and Salah al-Din al-Bitar were to come to Latakia, he would agree to meet with them. At the end of the year, they finally visit him. After a long conversation, during which Wahib insists on the need to introduce socialism into the party’s ideology, an agreement is reached. It is then decided that Wahib will write a draft constitution for the party, and a founding congress is planned on the following year. On April 7, 1947, more than 200 people gather to found the Arab Ba’ath Party, and to elect a four-person executive committee, composed of Salah al-Din al-Bitar, Michel Aflaq, Jalal al-Din al-Sayyid, and Wahib al-Ghanem.

1946’da, her ikisi de Antakya’dan olan arkadaşları Sedqi İsmail ve Ali Muhsin Zeyfa Lazkiye’de onu ziyaret eder. Onu, 1940’ta Arap Rönesans Partisi’ni (al-Ihya ‘al-arabi) kuran Michel Aflaq’la bir ittifak kurmaya ikna etmek istemektedirler. Wahib, Aflaq’ın hareketine güvenmemektedir. Kendi hareketinin popüler kökleri varken onu elitist bir grup olarak görür. Ancak, Michel Aflaq ve Salah al-Din el-Bitar’ın Lazkiye’ye gelmesi durumunda, onlarla görüşmeyi kabul eder. Nihayet yıl sonunda onu ziyaret ederler. Wahib’in sosyalizmi, partinin ideolojisine sokma gereği konusunda ısrar ettiği uzun bir görüşmeden sonra bir anlaşmaya varırlar. Daha sonra Wahib’in parti için anayasa taslağı yazmasına karar verilir ve ertesi yıl için bir kuruluş kongresi planlanır. 7 Nisan 1947’de, Arap Baas Partisi’ni kurmak amacıyla 200’den fazla kişi bir araya gelir ve Salah el-Din el-Bitar, Michel Aflaq, Celal El-Seyyid ve Wahib al-Ghanem’den oluşan dört kişilik bir yürütme komitesi seçilir.

A social and nationalist ideal

Sosyal ve milliyetçi bir ideal

Wahib has gathered around him thousands of supporters, mostly among the poor and rural classes. For him, the end of the 1940s is marked by two challenges: on the one hand, he wishes to improve the Alawites’ social situation, on the other, he tries to contribute to Syria’s political life, with his nationalist, socialist and democratic ideas. For him, the Alawites must blend into the Syrian society, and an Alawite middle class needs to emerge. In order to do so, two solutions: the teaching institute, which allows people to become teachers after 2 years of study, and the army. At that time, many young Alawites go to school or join the army thanks to his sponsorship. Hafez al-Assad is one of them.

Wahib, çoğunlukla fakir ve kırsal sınıflar arasında, binlerce destekçiyi etrafına toplar. Kendisi için, 1940’ların sonu iki zorluğa damga vurur: bir yandan Alevilerin sosyal durumunu iyileştirmek istemektedir, öte yandan da Suriye’nin politik yaşamına milliyetçi, sosyalist ve demokratik fikirleriyle katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Onun için, Aleviler Suriye toplumuna karışmalı ve bir Alevi orta sınıfı ortaya çıkmalı kanaatindedir. Bunun iki yolu  olduğu kanaatine varır: insanların iki yıl çalıştıktan sonra öğretmen olmalarını sağlayacak bir eğitim enstitüsü ve ordu içinde yer alma fikri.. O sırada, birçok Alevi genci, sponsorlar sayesinde okula gider veya orduya katılır. Hafız Esad onlardan biridir.

In 1949, Wahib al-Ghanem runs in general elections for the first time, against Badawi al-Jabal and the communist writer Hanna Minah. Him and his supporters are physically threatened. Because of the importance of the Communist Party and the Syrian Social Nationalist Party, Wahib al-Ghanem is not elected, despite his high score. That same year, Husni al-Zaim’s coup d’état takes place. The new president, a member of the Syrian Social Nationalist Party, has the four leaders of the Ba’ath party arrested, and imprisoned in humiliating conditions. After a while, they are called one after the other for an interrogation. Each of them is offered to be released in exchange to signing a document in which he consents to withdraw from politics, and to recognize Husni al-Zaim as the President of Syria. Ghanem, Bitar and Sayyid all refuse to sign the document. Michel Aflaq agrees.

1949’da Wahib al-Ghanem, ilk kez genel seçimlerde Badawi el-Jabal ve komünist yazar Hanna Minah’a karşı aday olur. O ve onun destekçileri fiziksel olarak tehdit edilir. Bu seçimlerde, Komünist Parti ve Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi’nin önemi nedeniyle, yüksek oy olmasına rağmen, Wahib el-Ghanem seçilmez. Aynı yıl, Husni el-Zaim’in darbesi gerçekleşir. Suriye Sosyal Milliyetçi Partisinin bir üyesi olan yeni cumhurbaşkanı, Baas partisinin dört liderini tutuklatır ve aşağılayıcı koşullarda hapse attırır. Bir süre sonra, sorgu için birbiri ardına çağrılırlar. Her birine, siyasetten çekileceklerine ve Suriye Devlet Başkanı olarak Hüsn-i Zaim’i tanıdıklarına dair bir belgeyi imzalamaları karşılığında serbest bırakılmaları teklif edilir. Ghanem, Bitar ve Sayyid, belgeyi imzalamayı reddederler. Michel Aflaq Kabul eder.

When the people of the party learn the news, the scandal is such that the resignation of Aflaq is requested, as well as the appointment of Ghanem in his place. But the latter refuses: his place and his commitment are in Latakia. He calls the militants to forgive Michel Aflaq and give him a second chance. The same year, another coup d’état takes place, that of Adib Shishakli. Like his predecessor, Shishakli is from the SSNP, and sees the Ba’athist leaders as a potential threat. But Shishakli and Wahib al-Ghanem are close friends, and in the name of this friendship, Wahib is not imprisoned. He is instead assigned to a doctor’s office in the prison of Palmyra, where he befriends the detainees as well as the guards.

Figure 1 Wahib al Ghanem and Adib Shishakli in the middle of the image.
Resim 1 – Ortada Wahib al Ghanem ve Adib Shishakli.

Partinin üyeleri haberi öğrendiğinde, ortaya çıkan skandal üzerine Aflaq’ın istifası talep edilir ve Ghanem’in yerine atanması istenir. Ancak ikisini de Wahib reddeder: yeri ve taahhüdü Lazkiye’dedir. Militanları Michel Aflaq’ı affetmeye ve ona ikinci bir şans vermeye çağırır. Aynı yıl, başka darbe, Adib Shishakli’ninki gerçekleşir. Selefi gibi, Shishakli de SSNP’dendir ve Ba’asçı liderleri potansiyel bir tehdit olarak görür. Ancak Shishakli ve Wahib al-Ghanem yakın arkadaşlardır ve bu arkadaşlık adına Wahib hapsedilmekten kurtulur. Bunun yerine, Palmyra cezaevinde bir doktorun ofisine atanır, orada tutukluların yanı sıra gardiyanlarla da arkadaş olur.

Some time later, Wahib returns to politics, and in 1951, he is elected member of the Parliament in Latakia. His popularity is growing, and the following year, another significant encounter takes place, with the socialist leader Akram Hawrani. As their discussions progress, Ghanem and Hawrani find many points of agreement, and a deep relationship develops between them. Ultimately, they have their two parties merged, giving birth to the Arab Socialist Ba’ath Party. Aflaq remains the president, while Wahib leaves the front of the stage, to better focus on the local affairs of Latakia.

.

Bir süre sonra Wahib siyasete geri döner ve 1951’de Lazkiye’deki Parlamento üyeliğine seçilir. Popülerliği artar ve ertesi yıl sosyalist lider Akram Hawrani ile önemli bir karşılaşmaları olur. Görüşmeleri ilerledikçe, Ghanem ve Hawrani birçok ortak nokta bulur ve aralarında derin bir ilişki gelişir. Nihayetinde, iki partiyi birleştirirler ve bundan Arap Sosyalist Ba’as Partisi doğar. Aflaq, başkan olmaya devam ederken, Wahib Lazkiye’nin yerel işlerine daha iyi odaklanmak için ön sahneden ayrılır.

Figure 2 Wahib al-Ghanem running in general elections in 1951.
Resim 2 – 1951’de genel seçimlerde aday olan Wahib al-Ghanem

In 1954, a new coup was set up under the leadership of Akram Hawrani, and Colonels Abdelghani Qannud and Mustafa Bhamdun. Adib Shishakli, despite his favorable position, decides to withdraw, to avoid a civil war. For Wahib, it is a real lesson of nationalism, and he will later regret having taken part in these maneuvers against his friend. Following the coup, democracy is restored in Syria, and Wahib al-Ghanem is elected MP for the second time.

1954’te Akram Hawrani ve Albay Abdelghani Qannud ve Mustafa Bhamdun’un önderliğinde yeni bir darbe yapılır. Adib Shishakli, olumlu pozisyonuna rağmen, bir iç savaştan kaçınmak için çekilmeye karar verir. Wahib’e göre bu gerçek bir milliyetçilik dersidir ve daha sonra arkadaşına karşı bu manevraların bir parçası olduğu için pişmanlık duyacaktır. Darbenin ardından Suriye’de demokrasi yenilenir ve Wahib el-Ghanem ikinci kez milletvekili seçilir.

Towards the withdrawal from political life.

Siyasal hayattan çekilmeye doğru

After refusing several portfolios, Wahib al-Ghanem agrees to become Minister of Public Health in 1955. He thus becomes the first Alawite minister elected by popular vote. But Wahib will never be comfortable with this function: a minister’s way of life is not suited to the field man that he is. During this year, he resigns several times, and never gets the discipline that such a position implies. One day, while carrying an official visit to the Syrian doctors, one of them, arriving late to his office, is surprised to see Wahib al-Ghanem examining the patients, and saying: « Good morning doctor, seeing that you were not there, I allowed myself to give a hand! »

Birkaç pörtföyü reddetmesinin ardından Wahib al-Ghanem, 1955’te Sağlık Bakanı olmayı kabul eder. Böylece halk oyuyla seçilen ilk Alevi bakan olur. Ancak Wahib bu pozisyonda asla rahat etmez: bir bakanın yaşam tarzı, bu saha adamı için uygun değildi. Bu süre boyunca, birkaç kez istifa eder ve asla böyle bir pozisyonun gerektirdiği disiplini alamaz. Bir gün, Suriyeli doktorlara resmi bir ziyarette bulunurken, onlardan ofisine geç gelen biri, Wahib al-Ghanem’in hastalarını muayene etmekte olduğunu görür. Wahib al-Ghanem der ki: “Günaydın doktor, orada olmadığınızı görünce, yardım etmek için kendime izin verdim! »

In 1956, and while the influence of Egyptian President Gamal Abdel Nasser is at the highest after the Suez crisis, the idea of a union between the two countries arises. The United Arab Republic is thus proclaimed in 1958. Wahib al-Ghanem naturally supports the movement: it is a first step towards the Arab nation so much hoped for. But while Nasser brings Egyptian intelligence into Syria, and while Syrian officers are treated with contempt by their Egyptian counterparts, discontent grows, and Wahib is disappointed by the turn of events. Nevertheless, when a group of officers gathers around Officer Nahlawi to overthrow the union, Wahib opposes it. Even though he is not satisfied by the conditions of the union, he considers that it is not desirable to go back, as it would bring a fatal blow to the Arab nationalist project.

1956’da Mısır Cumhurbaşkanı Gamal Abdel Nasser’in etkisi Süveyş krizinden sonra en yüksek seviyede iken, iki ülke arasında bir birlik olma fikri doğar. Böylece Birleşik Arap Cumhuriyeti 1958’de ilan edilir. Wahib al-Ghanem hareketi doğal olarak destekler: bu, Arap ulusuna doğru ümit edilen ilk adımdır. Ancak Nasır, Mısır istihbaratını Suriye’ye getirirken, Suriyeli subaylara Mısırlı meslektaşları tarafından hor gözle bakılınca hoşnutsuzluk artar ve Wahib olayların gidişatından dolayı hayal kırıklığına uğrar. Bununla birlikte, bir grup subay, birliği devirmek için Nahlawi’nin etrafında toplandığında, Wahib buna karşı çıkar. Birliğin şartlarından memnun olmasa da, Arap milliyetçi projesine ölümcül bir darbe getireceği için geri dönmenin arzu edilmeyeceğini düşünüyordu.

The coups keep happening in the following period, after Syria gets its independence back. One evening of 1963, a group of 19 Ba’athist officers visit Wahib in Latakia. Hafez al-Assad and Salah Jdid are among them. They expose the following situation to him: they have prepared a coup, and they are about to launch it. They come to propose to Wahib to take the lead of the coup d’état. If he refuses, given his influence, he is given the choice between becoming an ambassador in the country of his choice, or going to prison. He chooses prison. Before they live, he warns the officers: « You are making a historical mistake, the Ba’ath must take power through the people. »

Suriye bağımsızlığını geri kazandıktan sonra da takip eden dönemde darbeler olmaya devam etti. 1963’ün bir akşamı, 19 Baas’lı bir grup subay Lazkiye’de Wahib’i ziyaret etti. Hafız Esad ve Salah Jdid de bunlar arasındaydı. Aşağıdaki durumu ona açıklarlar: bir darbe hazırlamışlardır ve başlatmak üzeredirler. Wahib’e darbenin liderliğini almayı teklif ederler. Eğer reddettiği takdirde, istediği bir ülkede büyükelçi olmak veya hapishaneye gitmek arasında bir tercih yapması gerekecekti. Hapishaneyi seçti. Ayrıldan önce, memurları uyarır: “Tarihsel bir hata yapıyorsunuz, Ba’as gücünü halk vasıtasıyla almalı. »

As the coup takes place, Wahib al-Ghanem is completely isolated. After the February 1966 movement, he decides to revive the Arab Socialist Party through a secret meeting. This meeting is held at the muqaddam Ali Baddour’s house in Slunfeh, and only the closest people to Wahib participate. However, a couple hours after the meeting, he is taken to prison again. For him, it is too big a treason: he decides to withdraw from politics.

Darbe gerçekleşirken Wahib el-Ghanem tamamen izole edilmişti. Şubat 1966 hareketinden sonra, Arap Sosyalist Partisini gizli bir toplantıyla canlandırmaya karar verdi. Bu toplantı, mukaddam ( düzenleyen) Ali Baddour’un Slunfeh’deki evinde düzenlenir ve sadece Wahib’e en yakın insanlar katılır. Ancak toplantıdan birkaç saat sonra tekrar hapse atılır. Onun için bu çok büyük bir ihanettir: siyasetten çekilmeye karar verir.

In 1968, Wahib al-Ghanem finds himself in prison for the third time since the Ba’ath took power. He will never understand why he was imprisoned that time. Rumors are spreading then, according to which Wahib al-Ghanem has been sentenced to death. Hafez al-Assad, then Minister of Defense, calls Wahib’s wife, Nadia Seyfeddin: « Madam, as long as the news has not announced the death of Hafez al-Assad, then be assured that Wahib is still alive. »

1968’de Wahib el-Ghanem, Baas’ın iktidara gelmesinden bu yana üçüncü kez kendini hapishanede buldu. Bu kez neden hapsedildiğini asla anlayamadı. Wahib al-Ghanem’in ölüme mahkum edildiğine dair söylentiler yayılıyordu. Savunma Bakanı Hafez Esad, Wahib’in karısı Nadia Seyfeddin’i arar: “Madam, haberler Hafız Esad’ın ölümünü açıklamadığı sürece Wahib’in hala hayatta olduğundan emin olunuz. »

After he is released from prison, Wahib will always keep away from politics. In 1981, he is the victim of an assassination attempt, one of bullets hitting him in the face and the eye. In 1994, while he is in his office, two young men come to him and begin beating him up. He is then 76 years old. When his son Nachwan, who is in Paris at the time, speaks with him on the phone, he says: « I’m not mad at them, I’m sad for them. Two young people in the prime of life. But do not think I did not defend myself to the end, I fought well, and I even bit one of them! » Before continuing: « I do not want them to be judged, I want to judge those who sent them. » These words reflect Wahib al-Ghanem’s commitment: an unwavering determination, and an unlimited faith in the people, their goodness, their intelligence. From the Alawite villagers to the ministers and intellectuals of Damascus, Wahib carried out his path, guided by his encounters, his convictions, and his empathy.

Hapisten çıktıktan sonra, Wahib politikadan daima uzak durur. 1981’de, suikast girişiminin kurbanı olur, mermilerden biri suratına ve gözüne gelir. 1994 yılında ofisinde iken iki genç adam gelir ve onu dövmeye başlar. O zaman 76 yaşındadır. O sırada Paris’te olan oğlu Nachwan, onunla telefonda konuşurken, “Onlara kızmıyorum, onlar için üzülüyorum. Hayatın başlarında iki genç. Ama kendimi sonuna dek savunmadığımı sanma, iyi savaştım ve onlardan birini ısırdım bile! » der, Devam etmeden önce: « Onların yargılanmalarını istemiyorum, onları gönderenleri yargılamak istiyorum. » Bu kelimeler Wahib al-Ghanem’in taahhüdünü yansıtır: sarsılmaz bir kararlılık ve insanlara, iyiliklerine, zekâlarına sınırsız bir inanç. Alevi köylülerinden Şam’ın bakanlarına ve entelektüellerine kadar Wahib, karşılaşmaları, inançları ve empatisinin rehberliğiyle yürüdü.

Wahib al-Ghanem died in 2003. He leaves behind a book on the Ideological and Pragmatic Roots of the Arab Ba’ath, hundreds of articles published between 1945 and 1963, and his unpublished memoirs, entitled: My Journey Among People (Masirati beyna al-nas).

Wahib el-Ghanem 2003 yılında vefat etti. Arkasında Arap Baasının İdeolojik ve Pragmatik Kökenleri üzerine bir kitap, 1945-1963 yılları arasında yayınlanmış yüzlerce makale ve yayınlanmamış hatıralarını bıraktı: Insanlar Arasindaki Yolculuğum (Masirati beyna al-nas).

Not: Wahib al-Ghanem Antakya’ da doğup yetişmiştir. Suriye’de ve Birleşik Arap Cumhuriyeti (Suriye ve Mısır devletlerinin kısa süreli birleşimlerinden oluşturulan Cumhuriyet) ‘nin Sağlık Bakanlığını yürütmüştür. Bu yazı Wahib al-Ghanem torunu olan ve Fransa’ da Siyaset Bilimi Doktorası Yaban Aghiad Ghanem’ nin isteği ve sorumluluğu ile yayınlanmıştır makale’de geçen ifadelerin tamamı yazara aittir. ASİ-DER ve yanın organı Asi’nin Sesi her hangi bir siyasete ve siyasi faaliyete taraf değildir. yazının yayınlanma amacı yakın dönem ilimiz ve bölgemiz tarihine ışık tutmaktır.

bir yorum bırakın