COVID-19 PANDEMİSİ’NE DİNİ YAKLAŞIMLAR

Rafi OKUYAN

Milyarlarca insanın gündeminin ana konularından biri olmaya devam ediyor.Korona ya
da Covid-19’u dillendirmeyen, konuşmayan kaç kişi vardır dünyada? Herkesin ağzında,
herkes ondan çekiniyor… Korona virüs ailesi birkaç on yıldır insan sağlığını tehdit
etmekteydi. Uzantısından anlaşılacaği üzere yeni ortaya çıkan bir virüs değil. Mutasyon
üstüne mutasyon geçirerek Covid – 19 tacına ulaş(tırıl)mış. Çin’in Wuhan kentinde
etkisini gösterdikten sonra hızlıca dünyaya yayıldı. Bulaşmadığı çok az sayıda yer kaldı.
Daha önceki aile üyeleri ile çeşitli mücadeleler yapılmış, tedaviler geliştirilmiş, ilaçlar
üretilmişti. Ancak sonuncusu hala dünyayı sarsmaya devam ediyor. Bir yandan doğal
yollardan mutasyon geçirerek mi ya da laboratuvar ortamında bir mühendislik ürünü
olarak mı bu yapısına kavuşturulduğu tartışılırken diğer yandan bulaşma yolunun nasıl
başladığına- doğal etkileşim ile hayvandan insana bulaştığı mı yoksa Çin’de biyolojik
bir silah olarak hazırlanırken kontrol kaybedilerek yayıldığı mı- konularında çokça iddia
dolaşıyor. Ama net, sağlıklı ve bilimsel olarak kabul görmüş bir bilgi yok; bilgi çağında.
Ortaya atılan uç görüşler arasında bunun biyolojik bir silah olarak hazırlandıktan sonra
Amerika tarafından Çin’in dünyada süper güç olma sürecini baltalama amaçlı ya da
Amerika’nın hem İran hem Çin’e karşı bir silah olarak kullanma çabası olduğu iddiaları
var. Hatta yaygın düşüncelerin tamamen dışında dünyadaki pandeminin asıl sebebinin
Covid -19 virüsü değil 5G teknolojisinin 60 Ghz hızının oksijen ve solunum üzerine
olumsuz etkisi olduğu iddiaları bile var.. O herşeyin üstünde olan çıkarlarına halel
geldiğinde son sürat harekete geçen, hedef tahtalarını zaman kaybettirmeden
belirleyerek harekat planlarını acilen ortaya koyan küresel aktörler sistematik bir
araştırma, delil toplama ve asıl neden / failleri bulma konusunda nedense gayet isteksiz
duruyor. Bu “zalim virüs” tüm o “çıkarlara” zarar vermiş durumda oysa.

Bugünlerde herkesin odağı -anlaşılabilir bir şekilde- hastalıktan korunmak ve salgını
kontrol altına almak üzerine kurulu. Pandeminin dünyada yarattığı tehdit, her alana
dayattığı kısıtlamalar devam ederken bir sağlık sorunu olmanın ötesine de çoktan
taşmış durumdadır. İnsandan insana doğrudan etkileşimi minimuma indirerek, dünya
nüfusunu evlerine hapsetmiş, eğitimden ekonomiye , sanat aktivitelerinden siyasete,
dini ritüellere kadar her alanda sanal ortamın çok daha etkin kullanımına itmiştir. Birgün
sona erse de pandemi sonrasında neler olabileceğine, dünyanın gidişatını nasıl
etkileyeceğine, siyasal ,ekonomik sistemleri, yerel ve uluslararası sistem, kurum ve
kuruluşları nasıl bir değişime uğratabileceğine yönelik bir çok görüş ortaya atılmakta,
tartışılmakta. İnsana dair hemen her alana etkisi olan Covid -19 pandemisi haliyle dini
yaşamı da etkilemiş ve farklı tepki ve değerlendirmelerin ortaya çıkmasına neden
olmuştur.

İnsanlık geçmişinde buna benzer küresel etkiler doğurmuş birçok pandemi, salgın,
felaket ve yıkıcı savaş yaşanmıştı. Etkisi yeryüzünde geniş alanlarda (farklı çaplarda)
hissedilmiş, herbiri milyonlarca insanın hayatına mal olmuş 21 adet pandemi tarihin
kayıtlarında yeralmaktadır .

Daha önce maruz kalınan pandemilerden Çin’de 164 yılında çıkan veba, nüfusun büyük
bir kısmını kırmış, neden olduğu zaafiyetlerden dolayı ortaya çıkan otorite boşluğunda
Ming hanedanlığının düşmesine neden olmuştu.

Avrupa’da bilinen ilk salgın M.S.165’ te başlamış 15 yıl sürmüş sonrasında M.S. 251’de
çok daha fazla yıkıcı sonuçları olan başka bir salgın yaşanmıştı. 541 Yılında ortaya
çıkan Justinyen Pandemisi’nin etkisini aralıklı olarak, farklı bölgelerde iki yüz yıl
sürdürdüğü yazılmaktadır. Avrupa’da 14. ve 18. yüzyıllar arasında da bir çok veba
salgını yaşandı. Tıp biliminin o çağdaki ilerleme seviyesi ve imkanlarının tanı tedavi
konusunda yeterli olmaması nedeniyle ciddi can kayıpları yaşandı. Bu veba salgınları
dönemlerinde egemen güç olan ve İlahi Din’in hizmetlerini yerine getirmekten çok
dünyevi hükümranlık aygıtı olarak kullanılan Kilise, vebaları artan günahlara ve
Kilise’den sapmalara bağladı. Veba ile mücadelede acizlik sürerken ötekiler yani
Avrupa’da yaşayan Yahudiler neden olarak gösterilerek onlara yönelik katliamlar, yakıp
yıkmalar gerçekleştirildi.
İslam / Arap kaynaklarında pandemi, salgın benzeri vakalar için Arapça “veba” ya da
“taun” tanımları kullanılmış. Veba, daha kapsayıcı bir tanım olarak hava, kara ya da
suda ortaya çıkan değişiklik, kirlenme nedeniyle süratli ve yaygın insan ölümüne yol
açan anlamında kullanırken, taun bununla bağlaşık insanlara cinlerin tassallut etmesiyle
ortaya çıkan fazla insan ölümlerini tanımlamaya yönelik kullanılmıştır. Halife Ömer bin
Hattab’ın 638 yılında Suriye seferi esnasında Suriye’de bir veba olduğuna dair haber
aldığı yazılır. 892 Yılında Kufe’de, 913‘de Bağdat’da ortaya çıkan salgınlardan sözedilir.
Başka kaynaklarda Umeyye Saltanatı’nın düşüşü ile taun tehlikesinin bitmesi
ilişkilendirilerek bu sonuç ilahi bir müdahaleye bağlanmıştır.Hadis kitaplarında Hz.
Muhammed’in bu vakalara ilişkin “ bir kentte salgın var ise giriş çıkışın yasaklanması,
su kaynaklarının ve taşıtların örtünmesi gerekir” ve “Allah bir hastalık yaratmışsa onu
çaresiz bırakmamıştır” dediğini belirten hadisler vardır. Birçok İslami kaynak, yaşanan
taunların Mekke ve Medine kentlerine bulaşmamasına dikkat çeker.
Bu tür geniş yıkım ve ölümlere yol açan vakaların değerlendirmesinde İslam
litaretüründe “ Gazap- İkaz- Alamet-İmtihan” kavramlarının olduğu ve bu tanımlara açık
yaklaşım sergilendiği görülürken diğer Semavi Dinler’de de benzer bir değerlendirme
eğilimi olduğu söylenebilir.

İslam’da gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse diğer yazılı ve sözel kaynaklarda anılan Nuh
Tufanı, Ad , Semud , Lut kavimlerinin helakı, Hz. Musa döneminde Firavun ve kavmine
yöneltilen gazaplar gibi vakalar olduğu bilinmektedir. “Tanrısal Gazap” mahiyetinde
anılan bu vakaların herbirinin bir Peygamber’in döneminde, daha çok yerel etkili ( Nuh
Tufanı’ında bunun yerel ya da küresel boyutlarda olup olmadığı net değildir) olduğu,
herbirinde gönderilen Peygamber tarafından önce herkese yöneltilen açık çağrılar
olduğu ardından da gazabın geldiği uyarısının açık bir şekilde yapıldığı en
sonundaTanrısal Gazap’ın gerçekleştiği görülür. Covid -19 Pandemisi’ni dünyadaki
hiçbir din “organize veya resmi bir şekilde” “Tanrısal Gazap” olarak nitelendirmedi. Her
dinden yetkililer aklı selim ile, pandemi ile mücadele için insanlar arası dayanışma ve
paylaşımda bulunma, alınan tedbirlere uyma çağrısında bulundu. İnsanlar, dikkat ve
rasyoneliteye davet edildi. Cemaat katılımı ile gerçekleşen bayram, kutsal gün

kutlamaları kısıtlandı , ibadetlerde -pandemi ile yaşantımıza giren- sosyal mesafeyi
korumaya özen gösterildi. Çeşitli dinlerde kutsal sayılan eşya ve mekanlara dokunma,
öpme yasaklandı. İbadethanelerde biraraya gelerek ibadet etmek yerine tekil ibadetler
veya sanal ortamlardan görüşmelerle toplu ibadet etme teşvik edildi. En kutsal adedilen
yerler dahi – doğru bir karar ile- korumaya alınarak toplu ibadetler durduruldu.
Roma’daki St. Peter Katedrali kapatıldı. Kuveyt’te camilerden ezan “namazlarınızı evde
kılın” çağrıları ile okundu. Pandemi’den ençok etkilenen İran’da Şiiliğin önemli
merkezlerinden Kum kentindeki din adamları pandemiden dolayı karantinayı redetti
ancak diğer yandan İran, Cuma namazlarını salgın nedeniyle durduran ilk ülke oldu.
Vakalar arttıkça diğer ülkeler de aynı uygulamaya gitti. Suudi Arabistan ezanları
Kuveyt’teki gibi okuttu ve geç kalınmış olunsa da Kutsal Kabe’yi tavafa kapattı,
Medine’deki kutsal yerlerin ziyaretleri ve toplu ibadetler durduruldu. Ülkemizde Diyanet
İşleri, bir süre sonra dünyadaki diğer Müslüman ülkelerde olduğu gibi Cuma namazlarını
ve diğer vakit namazlarının toplu kılınmasını durdurma kararı aldı.

Ancak teolojik bilgi ve derinlikten uzak muhtelif dinlerden bir takım sığ ve aşırı kişiler,
kendi dayatmacı anlayışlarını ilahi anlayış olarak ilan ederek bu yüzden kendilerini
dokunulmaz, kendi yorumlarına uygun yaşamadığı için de ötekilere pandeminin ikaz ve
ceza olarak verildiğini iddia etmekten geri kalmadı. Aynı çevreler dini ritüellerin daha
sıkı yerine getirilmesi ve dua ile korunulacağını duyurdular. Dini ritüellerinin bir kısmını
ya da tamamını neden yaptığını ve bu ritüllerin gerçek anlamda ne ifade ettiğini basit
bir şekilde dahi izah edemeyen kesimler, kendisini aziz, evliya mertebesinde görerek ,
dokunulmazlık zırhını üstlerine yakıştırarak etkilenmeyecekler kategorisine kendilerini
yerleştirdi.Onlara göre ibadet yerlerine bu virüs giremezdi, ibadet edene de
bulaşamazdı. Bir kesim Müslüman din adamı Covid-19’ un Çinde ortaya çıkışını Çin’in
kendi tebaasındaki Müslümanlara yaptığı zulme karşı Allah’ın onlara verdiği gazab
olduğunu iddia etti. Hindistan’da, Hinduların toplu ritüeli başta düzenleyenler olmak
üzere binlerce kişinin enfeksiyonu ile sonuçlandı. İsrailli kaynaklara göre ülkede enfekte
olanların % 60‘ına yakını herhangi bir önlem almayı rededen ultra Ortodoks Yahudiler
arasından çıkmış. Tanzanya Başkanı Magufuli ülkesindeki Hristiyan ve Müslüman
kesimlerden bazı din adamlarının Corona virüs’ünün “imanlı” kişilere bulaşamayacağı
fikrini alınca ülkesinde tüm kilise ve camilerin ibadete açık kalacağını ilan etti.
Etiyopya’da Protestan mezheplerinden birinden olan bir rahip binlerce takipçisine
duası ile virüsü küle dönüştürdüğünü iddia etti. Güney Kore’de bir Hristiyan
mezhebininin üyeleri alınan tedbirlere uymadı. Amerika’daki Evanjelist rahipler dua
ederek korona virüsüne ülkeyi terk etme emri verdiklerini açıkladılar. Bangladeş’te
onbinlerce kişi bir araya gelerek ülkelerini Korona’dan korumak için şifa duaları
etti.Bangladeş’teki güncel vaka sayısı 464. Ülkemizde normal zamanlardan farklı olarak
ezanlardan önce “sela” namazlardan sonra “teşrik tekbiri” okuma uygulamasına geçildi.
Pandemi kaygısı sürerken Umre ziyaretlerine herhangi bir düzenleme getirilmedi. Umre
ziyaretlerinin daha sağlıklı koşullar ortaya çıkıncaya kadar ötelenmesinden kimse zarar
görmezdi. Ancak zamanında alınmayan karardan hem sağlıksız koşullarda dünyanın
farklı yerlerinden umreyi gerçekleştirenlerin bir kısmında, hem de farkında olmadan
onlarla etkileşime girenlerin ya da girmekte beis görmeyenlerin enfekte olduğu ve bir
kısmının yaşamlarını kaybettiği haberleri ortadadır. Zorluk ve çaresizlik esnasında
kendinden daha güçlü olana yönelmek ve yardım beklemek anlaşılır bir şeydir.
Merhameti ve gücü sonsuz olan Allah’a yönelinecek, dualar edilecek, yardım istenecek

elbette. Ancak bunu, mutlaka kazandıran bir yatırım gibi görmemek gerekir. Evet , Allah
bize dua edin ki dualarınıza icabet edeyim (Mümin/60) buyurmuştur. Ancak
unutmayalım ki bir toplumun bireyleri nefislerini ıslah etmedikçe onları ıslah etmeyeceğiz
kuralı (Ra’ad 11) gibi kurallar olduğunu da bildirmiştir. Dua edelim, mağfiret dileyelim
ama “armut piş ağzıma düş” türünde akıl etmeden , emek harcamadan istediğimiz her
şeyin “yüce ermiş”mertebelerine oturttuğumuz(?) nefislerimize lütuf edileceği hayaline
de kapılmayalım. İbadetler yapıldı, dualar edildi o halde tamam kötülüğü defettik, artık
kutsandık ve İlahi korumaya alındık yanılgısına kapılmadan elden hiçbir tedbiri
bırakmamak akıl ile de çareyi aramaya devam etmek gerekir. Yapılan ibadet, edilen
duanın karşılık bulma mekanizması atılan jeton/para mukabili atana istediği ürünü veren
bir otomat değil zira. Çözümü, görünür bir İlahi müdahale veya vahiy ile beklemek ne
kadar yanlış ise bunların olmadığını görerek madem din var nerede bu din, bu kadar
kötülük acı varken güçlü ve merhametli bu Yüce Tanrı nerede, neden pasif diye akıl dışı
bir beklenti ve buna bağlı bir eleştiri ya da çürütme teşebbüsüne girmek de aynı
derecede basit bir yaklaşım ve bilgi kıtlığı ile otomat mekanizmasının çalışmasını görme
istencidir. Tanrı, ne süper bir insandır ne de insanın düşünebileceği herhangi bir şeydir.
İlahi sistem, ilahi adalet kafamızdaki mekanizmalara indirgenmeyecek kadar aşkındır
Yanı kafamızdaki beklentiler ile çalışmasını beklememek gerekiyor. Bu çerçevedeki
eleştiriler, birer fani insan oldukları halde kendilerini kutup, gavs mertebelerinde ilan
ederek, kendi peşlerinden gidenlere gaipten bilgi ve güç aldıklarını, doğal afetleri bir
yerden başka yerlere yönelttiklerini ya da uzaklaştırdıklarını iddia edenlere
yönlendirildiğinde doğru adrese yönderilmiş olur ve hakkaniyet kazanır. Göklerden
ellerin ya da ışınların uzanarak pandemiye set çekmesi gibi bir yersiz mucize beklentisi
içinde olunulmamalıdır. Bazen ihtiyaçtan bazen de kötü amaçlardan dolayı doğanın
dengesini bozan gene insan faktörüdür. Hayvanlardaki mikropların insana
bulaşmasında gene ağırlıklı olarak insan elinin maharetleri vardır. Yani Kur’anı Kerim’de
buyrulduğu gibi başımıza gelen her musibet kendi nefislerimizdendir (Şura/30). Çareyi
de bu elller ve nefisler önce kendileri aramalı. Eğer nefisler adam edilirse her anlamda
yarar yaratılır, Allah da o zaman yardımını esirgemez. Dualarımızı, öncelikle nefislerimiz
ile mücadele etmek ve aklımızı daha fazla kullanma gücü istemek için etmek daha
yararlı olacaktır.

Dünyanın günahı arttı düşüncesi doğru mudur ? Evet, her dönemde kötülükler var ve
her dönemde kötülükler gittikçe artmaktadır. Bu kötülükler günahlar, acaba sadece
tensel zevkler ve içki içme şeklinde bir ve iki rakamlarının karşısına yazılacak kadar az
ve sınırlı sayıda mı? Allah yerine sözde din adamlarına gizil tapıcılık, insanın insanı
sömürmesi, zulüm, adaletsizlik, kamusal kaynakların yağma ve talanı, insan kanının
akıtılması , doğanın acımasızca tahribi ve kirletilmesi, bitip tükenmeyen mal biriktirme
ve güç toplama hırsı, ve tüm kötülüklerin anası cehalet yani bilgisizlik bu sıralamanın
neresinde yeralmaktadır? Çok iyi araştırmak , düşünmek , anlamak gerekir.
Kıyamet saatini ancak Allah’ın bileceği bilinen bir gerçek iken pandemiyi kıyametin yakın
haberi olarak yorumlayan ya da gördükleri rüyalara dayanarak Mehdi’nin gelişine delalet
olarak bağlayanlar da oldu. Kıyamete uzanan sürec başlamıştır; ancak bunun ne zaman
olacağını hiçbir insan öngöremez ve halihazırda kıyametin kopmasına dair asli bir
alamet sözkonusu değildir. Bunlara dair işaretler vakti geldiğinde tüm insanlar tarafından
müşahade edilecektir. Hiçbir faninin işaretine ya da rüyasına gereksinim duyulmadan
doğrudan somut bir şekilde herbir insan tarafından algılanabilecek derecede uluortada

olacaktır. Kıyametten önce zuhur etmesi beklenen Hz. Mehdi –Hz.Mesih için de aynı
şeyler sözkonusudur.
Diğer yandan de rüyasında Hz. Muhammed’i ( tenzih ile ) görerek filanca gıda ya da
içeceğin hastalığa şifa vereceğinin kendisine bildirildiği (?!) sayıklamasında bulunanlar
ortaya çıkıyor. Din bilgisini “işitme duygusu” haricinde başka hiçbir kanaldan
beslemeyenler, bilinçaltı ürünü uçuk rüya kaynaklı sanrıları alarak beyinlerinde sadece
ses karşılığını oluşturduktan sonra hiç akıl etmeden kanıksama yoluna gidebiliyor.Oysa,
Yüce Yaradan bize “oku “diye emretmiş “akıl et” diye de çokça yönlendirmiştir. Geçmişte
Batı’da salgınlarda milyonlar kırılırken, akıl ederek hastalıkların nasıl ortaya çıktığı,
neden ve nasıl yayıldığı üzerine kafa yormak, bilgi ile çare üretmek yerine hayali
büyücülük, cadılık suçlamaları ile insan avına çıkılmış bu beyhudelik içinde vebayı
taşıyan yanıbaşlarındaki pisliklerde beslenerek çoğalan fareler uzun süre gözardı
edilebilmişti.

Covid-19 Pandemisi göklerden bir Tanrısal Gazap olarak ilan edilmedi.
Ama biz insanların hazır günlük yoğun koşuşturmalarımıza biraz ara vermiş, evlerde
birbirimizle ve kendimizle baş başa kalmış iken herbirimizin varoluşa, yaşama dair her
konuda daha derin düşünmemiz, yaşamakta olduklarımızdan akılcı çıkarsamalar
yaparak bundan sonrası için daha doğru kararlar almamız daha doğru tercihler
yapmamız gerekiyor.

Covid -19;

Azap yarattı: İnsanlar endişelendi, hastalığa yakalanma, yakınlarını ve sevdiklerini
kaybetme korkusu yaşadı, kaybedenler acı çekti. Evden dışarı çıkmama, can sıkıntısı,
iş kaybetme, şirket ve işletmelerin kapanma kaygısı, ekonomilerin çökmesi, gelecekte
ne olacak korkusu ile dolu bir süreç devam ediyor.
İmtihan ediliyoruz : İnsanlık paylaşarak ve dayanışarak aklını kullanarak mı bu sorunun
üstesinden gelecek ya da azmaya, bencil olmaya ucuz menfaetler için cehalet ve
kötülüklerden yana olmaya devam mı edecek?
İkazları : Covid -19 deneyimi ( kendisinin bu amaçla kullanımının sözkonusu olup
olmamasından bağımsız olarak ) bir biyolojik silahın ve ne kadar tehlikeli olabileceğini
alınabilecek tüm önlemlere rağmen ufak bir ihmal ile kendisini kullanmaya çalışanlar
dahil olmak üzere tüm insanlığı nasıl tehdit edebileceğini göstermiş olmalıdır.
Bunun izdüşümü ile bilginin herhangi bir alanda kötüye kullanımının, tehlikelere karşı
gerekli tedbirleri zamanında alarak uymamanın, bilgisizliğin elde nasıl patlayabileceğini
nelere mal olabileceğini gösterdi. Pandemiden er ya da geç kurtulacağız. Ancak
emarelerini şimdiden gösteren felaketler yolda; susuzluk, kuraklık, global ısınma,
insanlığa hizmet yerine köleleştirme amaclı yapay zeka –robot geliştirme çalışmaları,
genlere içten hesaplarla yapılan müdahaleler… Siyasi, ekonomik ,bilim ve teknoloji
gücünü elinde tutarak insanın insana kulluğunu dayatanlara bir kez daha gösteriyor ki
kötülük ve zulüm yayılırsa kimse ayrıcalıklı ve ulaşılmaz olamayacak. Kötülük, kontrol
dışına çıktığında ; baraka, ev,köşk, yalı plaza, fildişi kule , şatafatlı saray dinlemeden
hepsinin kapısını çalabiliyor sahiplerini endişelendirerek korkutuyor, içine hapsediyor,
canına okuyabiliyor.

Dünyevi menfaat ve güç için insan eli ve dili ile dinlere enjekte edilenleri din olarak
kabul ederek Allah’a taptığını iddia ederek gizil bir şekilde Manat’a mı tapacağız yoksa
okuyarak-araştırarak, sorarak /sorgulayarak, akıl ederek içselleştirerek iman
edeceğimiz Allah’ın halis dinini mi kabul edeceğiz? Bireysel ve toplumsal
duyarsızlıklar içinde dünya ekolojik dengesini de acımasızca istismar ederek ölçüsüz
tüketime, fütursuzca yağmaya devam ederek, bilimi ve teknolojiyi birbirbirimizi ezme,
sömürme, hakimiyet kurma aracı olarak kullanma ve geliştirmeye, insanlar arasındaki
tüm farklılıkları ötekileştirerek nefret kusma, kan dökme ile yaşadığımız gezegeni
cehenneme çevirmeyi sürdürecek miyiz ? Ortak akıl ,evrensel ahlak kuralları ve tüm
insanların yararına yapıcı bilgi ile dünyayı yaşanılır mı kılacağız?
Tercih bizim.Hakedeceğimiz yardım ya da gazap Allah’tan.

Yararlanılan Kaynaklar:

  • https:/www.unicef.org
  • https:/en.qantara.de
  • https://nationalpost.com
  • https://oxfamblogs.org
  • https://www.derintarih.com
  • https://www.bbc.com
  • https://www.geopolitica.ru
  • https://www.alquds.co.ukفي /
  • https://hisarhospital.com
  • https://www.jstor.org
  • National Geographic 04 .2020 Dünya Günü 50.yıl özel sayısı

bir yorum bırakın