GERÇEK BİR YÖNETİCİ: HZ.ALİ (a.s)

Ender DAĞ

Tarih, geçmişte yaşanmış olayları ve bu olayların kahramanlarını yazar, bizler de bunları okur ve o dönemin şartlarına göre değerlendiririz. İnsanlık tarihinin her döneminde, yaşadıkları çağlara damga vurmuş liderler, komutanlar ve düşünürler yetişmiştir. Hz. Ali (a.s) de bunlardan birisidir. Lakin onu diğer tarihsel kişiliklerden farklı kılan özelliği, çağını aşan düşünce ve eylemleridir. Hz. Ali (a.s), kahramanlığı, derin ilmi, adaletli yöneticilik anlayışı, hitabet gücü, ileri görüşlülüğü ile tarihe her yönüyle damgasını vurmuş örnek bir karakterdir. Bu çok yönlülüğü O’nu, tarihteki diğer lider ve kahramanlardan farklı kılan en önemli özelliklerinden birisidir. Bizler bu yazımızda O’nun yönetim anlayışı ve liderlik yönünü, kendi hayatından örnekler vererek anlatmaya çalışacağız. 

Hz. Ali (a.s), Alevi toplumuna ismini veren ve Peygamber’den (s.a.a) sonra Ali taraftarlarının tabi oldukları imamdır. Peygamber’in hakkında : “Ene medinetul ‘ilm ve Aliyyun bebuhe men eredel ‘ilm fel ye’til beb”1 dediği, tarihte minbere çıkıp  “Seluni kable en tefkaduni“2 diyen kişidir. Bedir, Uhud, Hendek, Hayber ve Huneyn Savaşları’nın kahramanı İmam Ali hakkında George Cordak  “İmam Ali; Savtu’l- Adaleti’l İnsaniyye” kitabında bakın ne diyor: 

“Hem peygamberin grubunda olup öğreti için mücadele ettiği dönemde, hem gücün elinde olmadığı yirmi beş yıllık sükûtunda ve hem de tüm gücü elinde bulundurduğu beş yıllık hükümetinde devrimci olan sadece ve sadece Ali’dir.” Onun nasıl bir devrimci olduğu ve çağını aşan bir düşünce sistemine sahip olduğu yazının sonunda daha iyi anlaşılacaktır.

İlim şehrinin kapısı Hz. Ali, halifeliği dönemindeki yöneticiliği, gelmiş ve gelecek tüm yöneticilere bir örnek olmalıdır. O, hak, eşitlik ve adalet çizgisinden ayrılmayan gerçek bir liderdi. Bir liderin nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir örnekte Hz. Ali (a.s) Basra valisi Osman b. Huneyf’in bir düğüne çağrıldığını ve gittiğini duyduğu zaman ona yazdığı mektubun bir bölümünde: (Allah’a hamdüsenâdan, Resulü’ne ve soyuna salâtü selâmdan) sonra; “ey Huneyfoğlu, Basralılardan bir bölüm, duyduk ki seni düğüne çağırmış; sen de hemen gitmişsin. Renk renk yemekler, büyük büyük kâseler hoşuna gitmiş. Oysa ben sanmazdım ki yoksulları çağrılmayan, zenginleri dâvet edilen bir topluluğun dâvetine icâbet edesin. Dişlediğin yemeğe bir bak, haram helâl olduğunda şüphen olursa, at o yemeği ağzından; helâl olduğunu iyice bilirsen, birazcık ye.

Bil ki her uyan kişinin uyduğu, yolundan gittiği, bilgisinden ışıklandığı bir imâmı vardır. Gene bil ki sizin imâmınız, dünyasında köhne bir elbiseyle iki parça ekmeği kendisine yeter bulmaktadır. Bilirim, sizin buna gücünüz yetmez; yetmez ama çekinip gayret ederek, temiz olmaya, doğru yola gitmeye gayret göstererek yardım edin bu yolda bana; gücünüz yettiği kadar yolumda olun. And olsun Allah’a ki ben dünyanızdan ne bir gümüş, ne bir altın toplayıp biriktirdim, ne şu çok ganimetlerden bir mal yığdım, ne de üstümdeki yıpranmış elbiseden başka bir elbise aldım.

Dilesem ben de yağlar ballar bulurum; buğday ekmeğinin hâlisini yerim; ipek elbise giyinirim; fakat nefsimin dileğinin bana üst olması, beni lezzetli yemekler yemeye çekmesi mümkün mü hiç? Ben nasıl doya doya yemek yiyebilirim ki Hicaz’da, yahut Yemâme’de belki yoksullar vardır; günler geçmiştir ki tokluk nedir, görmemişlerdir. Gecemi karnı tok olarak nasıl gündüz edebilirim ki çevremde aç karınlar, yanmış, susuzluktan bunalmış ciğerler vardır. Nitekim diyen (şair) de demiştir:3

‘Sen karnı tok olarak yatmadasın; çevrendeyse tabaklanmamış deriye bile hasret çeken ciğerler var; bu dert yeter sana.’” demiştir. Tarihte bu derece ince düşünceli bir başka düşünür veya lider gösterilmez. 4  

Halife olmasına ve elinin altında İslam devletinin tüm malı mülkü olmasına rağmen İmam Ali’nin  (a.s) dünyaya asla meyletmediğini şu sözlerinden çok iyi anlayabiliyoruz: “Allah’a yemin ederim ki, karıncanın ağzındaki arpanın kabuğunu alarak Allah’a isyan etmem karşılığında bana yedi iklim ve göklerin altındakiler verilse, yine de yapmam. Sizin dünyanız benim yanımda, bir çekirgenin ağzında çiğnediği yapraktan daha değersizidir.”

Yine başka bir sözünde bir liderin nasıl olması gerektiği ile ilgili Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor ki: “Ben, Müminlerin Emiriyim; onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek zorundayım.” 6Buradan anladığımız, Hz. Ali’nin adalet anlayışında, halkın liderinin yaşam seviyesinin, halkın en fakirinin yaşam seviyesi gibi olması gerektiğidir. Halkın yaşam seviyesini artırmayan bir liderin kendi yaşam seviyesini de artırması uygun değildir. 

Hz. Ali’nin (a.s) yaşam tarzına bir örnek daha verecek olursak, Hz. Ali şöyle buyurdu ki:
“Allah’a andolsun, şu yünden dokunmuş gömleğimi o kadar yamattım ki artık yamayandan utanıyorum. Birisi bana; “Bu kadar yamadan sonra hala bunu mu giyeceksiniz, artık bunu atmayacak mısınız?” dedi. Ona, “Benden uzak dur.”  dedim.

Sabah olduğu zaman halk, gece yol alanları över.” 7 Nitekim Hz. Ali, halife olduktan sonra Kufe’de kendisi için hazırlanan sarayda ikamet etmeyi reddedip, sazlıklardan kesilmiş, kuru kamıştan yapılan, derme çatma kulübelerde yaşayan çok sayıdaki yoksulun meskeninden daha yüksek bir yerde oturmayı kabul etmemiştir. O’nun hayat tarzını gösteren bir ifadesinde: “Bana ‘Müminlerin Emiri’ denildikten sonra zamanın zorluklarında onlara ortak olmaya, sıkıntılı yaşayışlarında onlara örnek olmamaya razı olur muyum?” 8 demiştir.

Hz. Ali bu adil yöneticilik anlayışı yüzünden halifeliği döneminde sürekli iç savaşlarla mücadele etmiştir. Çünkü zengin ve soylu tabaka Hz. Ali’nin bu adaletine uyum sağlayamamışlardır. Örneğin, Hz. Ali’ye ilk biat edenler Talha ve Zübeyr olmalarına rağmen ilk maaşın dağıtılacağı gün geldiğinde Talha dün yeni azat ettiği köle ile aynı maaşı aldığını görünce bunu kabullenememiştir. Talha ve Zübeyr’in başka makam beklentileri de vardı ancak bu beklentileri gerçekleşemeyince ikisi de Mekke’ye gidip Hz. Ali’ye karşı Aişe ile birleştiler ve tarihteki Cemel Ayaklanması yaşandı. Zenginler, soylular ve Hz. Ali’ye ne kadar kin besleyen kişi varsa bu ayaklanmaya destek verdiler. Çünkü onların ilk üç halife döneminde ayrıcalıkları vardı. Bu ayrıcalıklar Hz. Ali döneminde devam etmediği için ona başkaldırdılar. Hz. Ali’nin onları diğer tüm insanlarla eşit kılması ve hiç kimseye ayrıcalık vermemesini sindiremeyen yakınındaki bir çok insan ona ihanet etti. Hz. Ali, hakkaniyet duygusunu çiğnemediği için defalarca ihanete uğradı. Bunları tarih kitapları yazar. Cemel Savaşı’na giderken Ayşe ve Peygamberin iki sahabesi Talha ve Zübeyir hakkında Hz. Ali’nin (a.s) sahabelerinden biri şöyle diyor: “Eğer onlar barışa razı olmazlarsa ne yapacaksın?’ Ali: “Onlara kılıç çekeceğim” diyor. Adam diyor ki: “Talha, Zübeyir ve Ayşe’nin batıl yolda olmaları hiç mümkün mü?” Ali’nin burada verdiği cevap bugün gerçekten tüm insanlık için bir ders niteliğindedir. Diyor ki: “İnsanların değerini hakla mukayese etmek gerekir, hakkın ve hakikatin değerini, kişilere, kişilerin celaline ve görkemine göre değil.”9 Yani kişi ne kadar soylu ya da zengin olursa olsun onu hak ile mukayese etmek gerekir. Bir kişinin zengin olması veya soylu olması onu haklı yapmaz.

Hz. Ali’nin (a.s) adalet anlayışına bir örnek daha verelim. Hz. Ali, hurma satıcısı olan dostu Meysem’i hurmaları iyiler ve kötüler olmak üzere ikiye ayırıp onları farklı iki fiyatla satması sebebiyle azarlıyor ve ona şöyle diyor: “Neden Allah’ın kullarını taksim ediyorsun?”  ve sonra da elleriyle tüm hurmaları karıştırıyor ve diyor ki: “Hepsini ortalama bir fiyatla sat.”10 Bu tüketim eşitliğidir.

Hz. Ali (a.s), Peygamber’den sonra ümmetin en âlimi ve en bilgilisiydi. Hutbelerinde “Selûni kable en tefkadûni” 11 diyen tek kişiydi. “İslam Felsefesi Tarihi” adlı kitapta şöyle bir ifade yer alır: “İmam Ali, insanların aklını kurcalayan sorulara felsefi ve kelâmi bir tarzda cevap veren ilk kişiydi. İnsanları kendisine sormaya teşvik ederdi. Bir gün insanlara şöyle hitap etti 12: “Ey insanlar! Beni kaybetmeden önce bana sorun. Ben yerin yollarından daha çok semanın yolları hakkında bilgiliyim.” (Nehcu’l-Belağa, 3:215). Sahabeden veya ulemadan hiçbiri, Ali b. Ebi Talib’ten önce böyle bir beyanda bulunmaya cesaret edememişti.13 Hz. Ali yukarıda değinilen vaazında şöyle der: “İşimiz zordur ve aynı şekilde zor anlaşılır/görülür (sa’bun mustas’ab). Allah’ın imanını takva için imtihan ettiği mümin kuldan başkası onu yüklenemez. Konuşmamızı ancak samimi niyetleri olanlar ve selim akıl sahipleri (sudûrun emîne ve ahlâmun rezîne) anlar.”14 Bu yazdıklarımız sanırım Hz. Ali’nin (a.s) nasıl bir lider olduğunu anlatmaya yeterlidir. 

Sa’saa b. Suhan Hz. Ali’ye (a.s) der ki: “Allah’a yemin ederim ki, ey Müminlerin Emiri, hilafeti süsledin, o seni süslemedi. Onu sen yücelttin, o seni yüceltmedi. Senin ona muhtaç olduğundan çok, o sana muhtaçtır.” 15

Günümüz liderleri Hz. Ali’nin 1420 yıl önceki adil yönetim ve eşitlik anlayışından ne yazık ki çok uzaktalar. Halkı düşünmek yerine sadece kendi çıkar ve menfaatlerini düşünen ve bu uğurda mücadele veren liderler ne yazık ki günümüzde çoğunluğu oluşturmaktadır. Bizim bu yöneticilere tavsiyemiz bir yönetici ve lider olarak Hz. Ali’nin yaptıklarını araştırıp okumalarıdır. 

Yazımızı yine Hz. Ali’nin bir sözüyle bitirelim. Emir’ül-Mü’minin (Ali b. Ebu Talib aleyhisselâm) buyurdu ki: “Allah, beni kulları üzerinde imam kıldı ve bana kendim, yiyeceğim, içeceğim ve giyimim hususunda insanların en zayıfları gibi ölçülü ve en azıyla yetinmemi emretti. Ta ki fakirler fakirlikten dolayı bana tâbi olsunlar ve zenginleri de zenginlikleri azdırıp serkeş yapmasın.” (Usuluk Kafi c.1, s.616)

(1)  “Ben ilim şehriyim Ali de onun kapısıdır, ilim isteyen kapıya gelsin”  Müstedrek’i Hakim, c. 3. s. 127. – Tarih’i ibn’i Kesir. c. 7. s. 358. ve Ahmed ibn’i Hanbel’in Menakib’i.
(2) “Beni kaybetmeden önce bana sorun” Yanabiul Mevedde, s.69.
(3)  Nehcu’l-Belağa, Mektup: 45. s. 299.
(4) Hz. Ali (a.s)’ın başka mektupları ve hutbelerini okumak isteyenler Hz. Ali (a.s)’ın “Nehcu’l-Belağa” isimli kitabını okuyabilirler. Düşünürler bu kitap hakkında: “Yaratıcının sözleri dışında, yaratılanın sözleri üstünde” demişlerdir.  bknz. Şerh Nehcu’l Belağa, İbn Ebi Hadid c.1 s. 24. Hidayet Önderleri, c.2, (Hz. Ali) s. 49.
(5) Nehcu’l Belağa, 224. hutbe.
(6) Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) s.396. prof. Abdulbaki Gölpınarlı 
(7) Nehcu’l Belağa, 161. hutbe.
(8) Hidayet Önderleri İmam Ali, Yaz: Komisyon, Çeviri: Vahdettin İnce. s.42, Nehcü’l Belağa, 45. Mektup
(9) Ali şeraiti “Ali” s. 114. 
(10) Ali Şeraiti, “Ali”, s.153. 
(11) “Beni kaybetmeden önce bana sorun”
(12) Yazar burada “bir gün” demesine rağmen Hz. Ali başta Kufe mescidinde ve daha başka birçok yerde “beni kaybetmeden önce bana sorun” diyerek Müslümanlara hitap etmiştir. Muhammed Rıda Hekimi iki ciltlik “selûni kable en tefkadûni” adlı eserinde bu hitapları ve hitabından sonra İmam (a.s)’a sorulan soruları ve imamın verdiği cevapların çoğunu nakletmiştir.
(13) İmam (Ali (a.s) dan sonra Sabt İbn Cevzi  gibi minbere çıkıp “Selûni kable en tefkadûni” diyen bazı kişiler ortaya çıkmış ve bunlar minberde rezil olup inmişlerdir. Bkz: “Selûni Kable En Tefkadûni” c.2 s. 56. 
(14) İslam Felsefesi Tarihi, Seyyid Hüseyin Nasır-Oliver Leaman, c.1, s.172.  (Bu hadiste Hz. Ali (a.s) Ehl-i Beyt ilminin zorluğundan bahsetmektedir ve bu ilmi herkesin taşıyamayacağını, anlayamayacağını belirtmektedir.)
(15) Hidayet Önderleri İmam Ali, Yaz: Komisyon, Çev. Vahdettin İnce, s.33

Alevi Kültürünü Araştırma Derneği
Ender DAĞ

bir yorum bırakın